Sektörün Emsal'i
Etkinlikler
EMSAL.COM
  • Gündem
  • Sektör
  • Mevzuat
  • Analiz
  • İnovasyon
  • Sürdürülebilirlik
  • Söyleşi
  • Yazarlar
No Result
Tüm Sonuçları Göster
  • Gündem
  • Sektör
  • Mevzuat
  • Analiz
  • İnovasyon
  • Sürdürülebilirlik
  • Söyleşi
  • Yazarlar
No Result
Tüm Sonuçları Göster
EMSAL.COM

Ana Sayfa » Sürdürülebilirlik, Nitelikli ve Dayanıklı Yapı Üretmenin Anahtarıdır!

Sürdürülebilirlik, Nitelikli ve Dayanıklı Yapı Üretmenin Anahtarıdır!

ÇEDBİK Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Emre Ilıcalı, sürdürülebilirliğin yapı sektörü için bir yük değil; daha nitelikli, dayanıklı ve değerli yapılar üretmenin anahtarı olduğunu vurguluyor.

Editör Editör
18 Şubat 2026
Etiketler: Mimari, Söyleşi, Sürdürülebilirlik
Okuma Süresi:13 dakika
A A
Sürdürülebilirlik, Nitelikli ve Dayanıklı Yapı Üretmenin Anahtarıdır!
PaylaşPaylaşPaylaşPaylaşPaylaş

İçindekiler

  • Türkiye’nin Yapı Stoku ve Çevreci Yapı Performansı
  • Yeşil Binanın Maliyeti ve Atılması Gereken Adımlar
  • Çevresel Performansın Bina Değerine ve Yatırımcı Değerine Etkisi
  • Yeşil Binalar Afetlere Dayanıklı mı?
  • Sürdürülebilirlik Eğitimlerinde Yeterlilik ve Erişim
  • ÇEDBİK’in Sürdürülebilir Yapı Vizyonu: Güncel ve Gelecek Çalışmalar

Çevre Dostu Yeşil Binalar Derneği (ÇEDBİK) Yönetim Kurulu Başkanı Dr. Emre Ilıcalı ile yeşil binalar, sürdürülebilirlik ve ÇEDBİK’in sürdürülebilir yapı vizyonuna dair konuştuk.

Sürdürülebilirliğin artık geleceğe dair bir temenni değil, bugünün somut bir sorumluluğu olduğunu söyleyen Dr. Ilıcalı; “Bugün atılan her doğru adım, yalnızca çevre için değil; ekonomi, toplum sağlığı ve yaşam kalitesi için de kalıcı faydalar getiriyor. Bu nedenle sürdürülebilirliği bir yük ya da kısıt olarak değil, daha nitelikli, daha dayanıklı ve daha değerli yapılar üretmenin anahtarı olarak görmek gerekiyor” diyor.

İlginizi Çekebilir

Depremde Binaları Tehdit Eden Zayıf Kat ve Yumuşak Kat Oluşumu

İklim Değişimi ve Dirençli Kentler Sadece Söylem mi?

Türkiye’nin Yapı Stoku ve Çevreci Yapı Performansı

Türkiye’nin mevcut yapı stokunu dikkate aldığınızda, ülkemizin çevreci yapı performansını hangi aşamada görüyorsunuz? Bu alanda ilerlemeyi hızlandıran ve yavaşlatan temel faktörler nelerdir?

Türkiye’nin çevreci yapı performansını bugün için bir geçiş ve yeniden yapılanma süreci içinde değerlendirmek doğru olur. Son yıllarda özellikle yeni yapılarda enerji verimliliği, su tasarrufu ve daha düşük karbon ayak izi gibi konuların giderek daha fazla gündeme geldiğini görüyoruz. Ancak yapı stokumuzun büyük bölümünün eski olması ve bu yapıların önemli bir kısmının güncel performans kriterlerini karşılamaması, önümüzde çok büyük bir dönüşüm alanı olduğunu da açıkça gösteriyor.

Bu dönüşümün arkasındaki en önemli itici güçlerden biri, Avrupa Birliği tarafından ortaya konan Avrupa Yeşil Mutabakatı ve buna bağlı olarak geliştirilen politika ve düzenlemeler. Avrupa, 2050 yılına kadar karbon nötr bir kıta olmayı hedeflerken, bina sektörünü bu hedefin merkezine yerleştiriyor. Bunun temel nedeni, binaların hem enerji tüketimi hem de karbon salımları açısından en büyük paya sahip sektörlerden biri olması.

Bu çerçevede Avrupa’da yürürlüğe giren ve güncellenen Enerji Performansı Direktifi, yeni binaların neredeyse sıfır enerjili olması yönünde güçlü bir çerçeve ortaya koyarken, mevcut binaların da kademeli olarak iyileştirilmesini zorunlu hâle getiriyor. Bununla birlikte Sınırda Karbon Düzenleme Mekanizması ve Kurumsal Sürdürülebilirlik Raporlaması Direktifi gibi düzenlemeler, yalnızca sanayi sektörünü değil, yapı malzemelerinden gayrimenkul portföylerine kadar uzanan geniş bir alanı doğrudan etkiliyor. Bu da bina sektöründe çevresel performansın artık isteğe bağlı bir konu olmaktan çıkıp stratejik bir zorunluluk hâline geldiğini gösteriyor.

Türkiye tarafında baktığımızda ise bu küresel dönüşümle uyumlu bir yönelim olduğunu görüyoruz. Türkiye Yeşil Mutabakat Eylem Planı, ülkemizin düşük karbonlu ekonomiye geçiş yol haritasını ortaya koyarken, Binalarda Enerji Performansı Yönetmeliği ve TS 825 Isı Yalıtım Standardı gibi düzenlemelerde yapılan güncellemeler, yeni binalarda daha yüksek performans beklentisini net biçimde ortaya koyuyor. Aynı zamanda ulusal iklim politikaları, karbon piyasasına yönelik hazırlıklar ve sürdürülebilir finans alanındaki gelişmeler, bina sektörünü önümüzdeki dönemde çok daha güçlü şekilde dönüştürecek.

Tüm bu gelişmeler, Türkiye’nin doğru yönde ilerlediğini gösteriyor; ancak hızımızın artması gerekiyor. İlerlemeyi hızlandıran en önemli unsur, uluslararası ticaret ilişkilerimiz, özellikle Avrupa ile olan entegrasyonumuz ve büyük yatırımcıların giderek daha net hâle gelen ESG hedefleri. Buna karşılık, mevcut yapı stokunun büyüklüğü, kısa vadeli maliyet odaklı bakış açısının hâlâ yaygın olması ve dönüşümü destekleyecek teşvik mekanizmalarının sınırlı kalması süreci yavaşlatan temel faktörler arasında yer alıyor.

Özetle, Türkiye bina sektöründe “isteyenin yaptığı” bir dönemden, “herkesin yapmak zorunda olduğu” bir döneme doğru ilerliyor. Önümüzdeki 10 yıl, bu dönüşümün hızını ve başarısını belirleyecek kritik bir zaman aralığı olacak. Bu süreci ne kadar erken, planlı ve bütüncül şekilde yönetirsek hem ekonomik rekabet gücümüz hem de yaşam kalitemiz açısından o kadar büyük kazanım elde ederiz.

Yeşil Binanın Maliyeti ve Atılması Gereken Adımlar

Yeşil bina yapmanın maliyetli olmadığını, asıl unsurun bu dönüşümün dışında kalmak olduğunu söylüyorsunuz. Söz konusu yaklaşım çerçevesinde, yatırımcılar ve geliştiriciler için somut olarak hangi adımların atılması gerekiyor?

Yeşil bina yapmanın pahalı olduğu algısı, çoğu zaman sürdürülebilirliğin projeye en son aşamada eklenen bir “etiket” gibi ele alınmasından kaynaklanıyor. Oysa sürdürülebilirlik hedefleri, projenin en başında tanımlandığında ve tasarım sürecine entegre edildiğinde, ilave maliyetler büyük ölçüde kontrol altına alınabiliyor. Asıl maliyet, bu dönüşümü göz ardı eden projelerin gelecekte karşılaşacağı değer kaybı, yüksek işletme giderleri ve finansmana erişimde yaşanacak zorluklar olarak karşımıza çıkıyor.

Yatırımcılar ve geliştiriciler için atılması gereken ilk adım, bakış açısını yapım maliyeti merkezli bir noktadan çıkarıp, yaşam döngüsü maliyeti odaklı bir yaklaşıma taşımak. Örneğin, daha yüksek verimli bir mekanik sistemin ilk yatırım bedeli geleneksel bir sisteme kıyasla biraz daha yüksek olabilir; ancak bu sistem, binanın ömrü boyunca enerji tüketimini ciddi oranda düşürerek birkaç yıl içinde kendini geri öder ve sonrasında doğrudan kazanç üretmeye başlar. Benzer şekilde, iyi bir cephe tasarımı ve doğru yalıtım kararları hem enerji faturalarını azaltır hem de kullanıcı konforunu artırarak binanın piyasa değerini yükseltir.

Somut bir başka adım, erken tasarım aşamasında enerji modellemesi, gün ışığı analizi ve yaşam döngüsü değerlendirmesi gibi çalışmaların yapılmasıdır. Bu analizler sayesinde, hangi tasarım kararının ne tür bir çevresel ve ekonomik etki yapacağı daha proje başında görülebilir. Örneğin, cam oranı yüksek bir cephe ilk bakışta estetik olarak cazip görünebilir; ancak doğru yönlendirme ve gölgeleme elemanlarıyla desteklenmediğinde soğutma yüklerini ciddi biçimde artırabilir. Buna karşılık, dengeli bir cephe oranı ve etkin gölgeleme çözümleri, ek bir maliyet çıkarmadan enerji tüketimini önemli ölçüde düşürebilir.

Yatırımcılar açısından bir diğer kritik konu, doğru ekiplerle çalışmaktır. Sürdürülebilirlik konusunda deneyimli mimar, mühendis ve danışmanlarla çalışmak, hatalı kararların ve sonradan yapılacak pahalı revizyonların önüne geçer. Bu da toplam proje maliyetini düşüren, fakat kaliteyi artıran bir sonuç doğurur. Ayrıca yeşil bina yaklaşımının yalnızca enerjiyle sınırlı olmadığı da unutulmamalıdır. Su verimli armatürler, yağmur suyu toplama sistemleri veya gri su geri kazanımı gibi çözümler, işletme giderlerini düşürürken aynı zamanda su stresi riski yüksek bölgelerde projeye ciddi bir dayanıklılık kazandırır. Malzeme seçiminde ise uzun ömürlü, düşük bakım gerektiren ve mümkünse yerel kaynaklı ürünlerin tercih edilmesi hem çevresel etkiyi azaltır hem de tedarik zinciri risklerini düşürür.

Tüm bunların ötesinde, yeşil bina yaklaşımını benimseyen projelerin pazarda daha hızlı kiralandığını ve daha yüksek değerden alıcı bulduğunu görüyoruz. Bu da sürdürülebilirliğin yalnızca bir çevre yatırımı değil, aynı zamanda güçlü bir ticari strateji olduğunu ortaya koyuyor. Yatırımcılar ve geliştiriciler için en somut adım, sürdürülebilirliği bir maliyet kalemi olarak görmekten vazgeçip, uzun vadeli bir katkı olarak konumlandırmaktır. Bu bakış açısı benimsendiğinde, yeşil bina yapmanın pahalı değil; aksine akıllı ve geleceği güvence altına alan bir yatırım olduğu çok net biçimde ortaya çıkacaktır.

Çevresel Performansın Bina Değerine ve Yatırımcı Değerine Etkisi

Binaların çevresel performansının artık bir “değer kriteri” hâline geldiğini görüyoruz. Enerji verimliliği, karbon ayak izi ve kaynak kullanımı gibi göstergelerin, gayrimenkulün finansal değeri ve yatırımcı tercihlerine etkisini nasıl değerlendiriyorsunuz?

Gayrimenkul sektöründe değer kavramı uzun yıllar boyunca büyük ölçüde konum, metrekare ve mimari kalite üzerinden tanımlandı. Bugün ise bu tabloya çok güçlü bir şekilde çevresel performans da eklenmiş durumda. Bir binanın ne kadar enerji tükettiği ne kadar karbon salımı yaptığı ve doğal kaynakları ne ölçüde verimli kullandığı, artık o varlığın piyasa değerini doğrudan etkileyen unsurlar arasında yer alıyor.

Enerji verimli binalar, daha düşük işletme giderleri sayesinde kullanıcıya somut bir ekonomik avantaj sunuyor. Bu durum, özellikle ticari gayrimenkullerde kira bedellerine ve doluluk oranlarına doğrudan yansıyor. Daha az enerji tüketen bir ofis binası, kiracı açısından daha öngörülebilir ve düşük maliyetli bir işletme anlamına geliyor. Bu da yatırımcı açısından daha istikrarlı bir gelir akışı demek.

Karbon ayak izi konusu ise giderek finans dünyasının merkezine yerleşiyor. Büyük şirketler ve fonlar, portföylerindeki varlıkların karbon performansını ölçmek ve azaltmak zorunda. Bu nedenle düşük karbonlu binalar, yatırımcılar için daha cazip hâle geliyor. Aksi durumda, yüksek karbon salımına sahip binalar gelecekte ek vergiler, karbon bedelleri veya zorunlu iyileştirme yatırımlarıyla karşı karşıya kalabilir. Bu riskler de söz konusu varlıkların değerini aşağı çeken faktörler olarak görülüyor.

Kaynak kullanımı tarafında da benzer bir tablo söz konusu. Su verimli sistemlere sahip, atıklarını daha iyi yöneten ve dayanıklı malzemelerle inşa edilmiş binalar, uzun vadede hem daha düşük bakım maliyeti getiriyor hem de kullanıcı memnuniyetini artırıyor. Bu da binanın pazardaki algısını güçlendiriyor.

Bugün giderek daha fazla yatırımcı, yalnızca bugünkü gelir potansiyeline değil, varlığın gelecekteki regülasyonlara ne kadar hazır olduğuna da bakıyor. Enerji performansı yüksek, karbon ayak izi düşük ve kaynaklarını verimli kullanan binalar, bu açıdan daha güvenli bir yatırım olarak görülüyor. Çevresel performans artık bir yan kriter değil, gayrimenkul değerlemesinin temel bileşenlerinden biri hâline gelmiş durumda. Bu göstergeleri güçlü olan binalar hem daha hızlı el değiştiriyor hem de uzun vadede değerini daha iyi koruyor. Bu da sürdürülebilirliği, doğrudan finansal bir avantaja dönüştürüyor. 

Yeşil Binalar Afetlere Dayanıklı mı?

Yeşil bina yaklaşımının, afetlere karşı dayanıklılık ve uzun vadeli yapısal performans açısından sunduğu avantajlar nelerdir?

Yeşil bina yaklaşımı çoğu zaman yalnızca enerji tasarrufu veya çevresel faydalar üzerinden değerlendiriliyor. Oysa bu yaklaşımın en güçlü taraflarından biri, binaların afetlere karşı daha dayanıklı ve uzun vadede daha güvenilir hâle gelmesine katkı sağlamasıdır. Öncelikle iyi tasarlanmış bir yeşil bina, iklimsel riskleri daha proje aşamasında dikkate alır. Aşırı sıcaklıklar, yoğun yağışlar, fırtınalar veya kuraklık gibi etkiler analiz edilir ve buna uygun çözümler geliştirilir. Örneğin güçlü bir bina kabuğu, doğru yalıtım ve kontrollü hava sızdırmazlığı sayesinde hem ısı kayıpları azalır hem de iç mekân koşulları daha kararlı hâle gelir. Bu da binanın aşırı hava olayları sırasında performansını korumasına yardımcı olur.

Enerji tarafında, yüksek verimli sistemler ve yerinde yenilenebilir enerji çözümleri, binalara önemli bir operasyonel dayanıklılık kazandırır. Elektrik kesintilerinin yaşandığı durumlarda, güneş enerjisi gibi kaynaklarla desteklenen ve enerji depolama çözümleri bulunan binalar, temel işlevlerini daha uzun süre sürdürebilir. Bu özellik, özellikle hastaneler, ofisler ve lojistik yapılar gibi kesintisiz çalışması gereken binalar için kritik öneme sahiptir.

Su yönetimi de afet dayanıklılığının önemli bir parçasıdır. Yağmur suyu toplama, gri su geri kazanımı ve taşkın riskini azaltan drenaj çözümleri, hem su kıtlığı dönemlerinde binaya avantaj sağlar hem de aşırı yağışlarda oluşabilecek hasarların önüne geçer. Bu sayede yapı, iklim değişikliğinin getirdiği belirsizliklere karşı daha hazırlıklı olur. Uzun vadeli yapısal performans açısından bakıldığında ise yeşil bina yaklaşımı, kaliteli ve dayanıklı malzeme kullanımını teşvik eder. Uzun ömürlü malzemeler, daha az bakım ve onarım ihtiyacı anlamına gelir. Bu da hem işletme maliyetlerini düşürür hem de binanın performansını yıllar boyunca daha istikrarlı biçimde korumasını sağlar.

Sonuç olarak yeşil bina yaklaşımı, yalnızca bugünün çevresel sorunlarına çözüm üretmekle kalmaz, aynı zamanda geleceğin risklerine karşı daha dirençli, daha güvenli ve daha uzun ömürlü yapılar oluşturulmasına katkı sağlar. Bu yönüyle yeşil binalar, sürdürülebilirliğin ötesinde güçlü bir dayanıklılık ve risk yönetimi aracı olarak da değerlendirilmelidir.

Sürdürülebilirlik Eğitimlerinde Yeterlilik ve Erişim

Sektörde sürdürülebilirlik farkındalığını artırmak için eğitim programları ve sertifikasyon süreçleri yeterli mi? Bunları daha erişilebilir kılmanın yolları nelerdir?

Bugün geldiğimiz noktada, sürdürülebilirlik alanında sunulan eğitim programları ve sertifikasyon süreçleri önemli bir temel oluşturuyor. Ancak sektörün büyüklüğü ve dönüşüm ihtiyacı düşünüldüğünde, mevcut yapının tek başına yeterli olduğunu söylemek zor. Hâlâ çok sayıda profesyonel, sürdürülebilirliği teorik bir kavram olarak biliyor ancak bunu projelerine nasıl entegre edeceği konusunda yeterli donanıma sahip değil.

Eğitimlerin daha erişilebilir hâle gelmesi için öncelikle farklı deneyim seviyelerine hitap eden kademeli programlara ihtiyaç var. Yeni mezunlar ve sektöre yeni girenler için temel seviyede, uygulayıcılar için daha teknik ve uzmanlık odaklı içerikler sunulmalı. Bu sayede herkes kendi ihtiyacına uygun bilgiye ulaşabilir.

Dijital platformların daha etkin kullanılması da kritik bir adım. Çevrim içi eğitimler, webinarlar ve kayıtlı içerikler sayesinde hem coğrafi kısıtlar ortadan kalkar hem de maliyetler düşer. Bu da daha geniş bir kitleye ulaşmayı mümkün kılar.

Sertifikasyon süreçleri tarafında ise karmaşık ve uzun prosedürler çoğu zaman caydırıcı olabiliyor. Süreçlerin sadeleştirilmesi, daha anlaşılır rehber dokümanlar hazırlanması ve iyi uygulama örneklerinin paylaşılması, katılımı artıracaktır. Ayrıca belirli gruplar için indirimli veya destekli programlar oluşturulması, özellikle genç profesyonellerin bu alana yönelmesini teşvik eder.

Üniversitelerle kurulacak güçlü iş birlikleri de büyük önem taşıyor. Sürdürülebilirlik konularının lisans ve yüksek lisans müfredatlarına daha sistematik biçimde entegre edilmesi, mezunların sektöre daha hazırlıklı girmesini sağlar.

Eğitim ve sertifikasyon alanında atılmış önemli adımlar var ancak bu adımların daha kapsayıcı, daha erişilebilir ve daha uygulama odaklı hâle gelmesi gerekiyor. Bu sağlandığında, sektördeki dönüşümün çok daha hızlı ve kalıcı biçimde gerçekleşeceğine inanıyorum.

ÇEDBİK’in Sürdürülebilir Yapı Vizyonu: Güncel ve Gelecek Çalışmalar

ÇEDBİK, sürdürülebilirlik ilkelerinin hem mevcut yapıların dönüşümünde hem de yeni yapıların tasarımında esas alındığı bir Türkiye hedefi ortaya koyuyor. Bu vizyon doğrultusunda bugün hangi çalışmaları yürütüyor, yakın vadede hangi alanlara odaklanmayı planlıyorsunuz?

ÇEDBİK olarak temel hedefimiz, sürdürülebilirliği belirli öncü projelerin ötesine taşıyarak, sektörün genel kabulü hâline getirmek. Bu doğrultuda hem yeni yapıların tasarımında hem de mevcut yapı stokunun dönüşümünde yol gösterici çalışmalar yürütüyoruz.

Bugün öncelikli olarak eğitim, kapasite geliştirme ve teknik rehberlik faaliyetlerine odaklanıyoruz. Farklı disiplinlerden profesyonellere yönelik programlarla bilgi seviyesini artırmayı, kamu ve özel sektörle kurduğumuz iş birlikleriyle de sürdürülebilirlik kriterlerinin uygulamada daha güçlü yer bulmasını sağlamayı hedefliyoruz.

Bu kapsamda üzerinde önemle durduğumuz başlıklardan biri de YES-TR sistemidir. YES-TR, Türkiye’nin iklim koşulları, mevzuat yapısı ve yerel öncelikleri dikkate alınarak geliştirilmiş ulusal bir yeşil bina sertifikasyon sistemidir. Amacımız, sürdürülebilirlik kriterlerini yerel gerçeklerle uyumlu, ölçülebilir ve uygulanabilir bir çerçeveye oturtmak. YES-TR sayesinde projeler yalnızca enerji verimliliği açısından değil; su yönetimi, malzeme seçimi, iç mekân kalitesi ve bütüncül çevresel performans açısından da değerlendiriliyor.

Mevcut yapıların dönüşümü ise önümüzdeki dönemin en kritik alanlarından biri. Türkiye’de yapı stokunun büyük bir kısmı hâlihazırda inşa edilmiş durumda ve bu binaların performansını iyileştirmeden net sıfır hedeflerine ulaşmamız mümkün değil. Bu nedenle enerji verimliliği iyileştirmeleri, karbon azaltım stratejileri ve maliyet etkin renovasyon modelleri üzerine çalışmalarımızı artırıyoruz.

Yeni projelerde ise performans temelli tasarım anlayışının yaygınlaşmasına odaklanıyoruz. Yani yalnızca yönetmeliklere uyum değil, ölçülebilir çevresel hedeflerin baştan tanımlandığı ve tasarım sürecinin bu hedefler doğrultusunda şekillendiği bir yaklaşımı teşvik ediyoruz.

Yakın vadede karbon ayak izi hesaplamaları, yaşam döngüsü değerlendirmesi, dijital veri takibi ve sürdürülebilir finans ile entegrasyon konularına daha fazla yoğunlaşmayı planlıyoruz. Binaların çevresel performansının şeffaf ve doğrulanabilir biçimde ortaya konması hem yatırımcı güvenini artıracak hem de sektörde sağlıklı bir rekabet zemini oluşturacaktır. Hedefimiz sürdürülebilirliği bir seçenek olmaktan çıkarıp, Türkiye’de yapı üretim kültürünün doğal ve vazgeçilmez bir parçası hâline getirmek. Bu doğrultuda bilgi üretmeye, yerel sistemleri güçlendirmeye ve tüm paydaşları ortak bir vizyon etrafında buluşturmaya devam edeceğiz.

Sürdürülebilirlik, artık geleceğe dair bir temenni değil, bugünün somut bir sorumluluğu. Yapı sektörü ise bu sorumluluğun en büyük paydaşlarından biri. Çünkü şehirlerin nasıl büyüyeceğini, kaynakların nasıl kullanılacağını ve insanların nasıl yaşayacağını büyük ölçüde biz belirliyoruz. Bugün atılan her doğru adım, yalnızca çevre için değil; ekonomi, toplum sağlığı ve yaşam kalitesi için de kalıcı faydalar getiriyor. Bu nedenle sürdürülebilirliği bir yük ya da kısıt olarak değil, daha nitelikli, daha dayanıklı ve daha değerli yapılar üretmenin anahtarı olarak görmek gerekiyor.

En önemlisi de bu dönüşümün tek bir kurumun ya da grubun çabasıyla gerçekleşemeyeceğini kabul etmeliyiz. Kamu, özel sektör, akademi ve sivil toplumun aynı hedef etrafında buluşması şart. Ancak bu şekilde, sürdürülebilirliği istisna değil, standart hâline getirebiliriz.

Ben, Türkiye’nin bu dönüşümü başarabilecek bilgi birikimine, insan kaynağına ve potansiyele sahip olduğuna inanıyorum. Doğru iş birlikleri ve kararlı adımlarla, daha yaşanabilir şehirleri birlikte inşa edeceğiz.

PaylaşGönderPaylaşTweetPaylaş
Önceki

Kent Plancısı Gözüyle Kentlerin Değer Haritasının Değişimi

Sonraki

Konut ve İş Yeri Satış İstatistikleri Ocak 2026

Sonraki
Konut ve İş Yeri Satış İstatistikleri Ocak 2026

Konut ve İş Yeri Satış İstatistikleri Ocak 2026

BU HAFTA EN ÇOK OKUNANLAR

Emekliler Hangi Durumlarda Emlak Vergisinden Muaf Olur?
Vergi

Emekliler Hangi Durumlarda Emlak Vergisinden Muaf Olur?

Editör
15 Ekim 2025

Emlak vergisi, taşınmaz mal sahiplerinin her yıl ödemekle yükümlü olduğu bir vergidir. Ancak Türkiye’de belirli şartları sağlayan emekliler, bu vergiden...

Devamını Oku
e-Devlet Üzerinden Tapu Parsel Sorgulama Rehberi

e-Devlet Üzerinden Tapu Parsel Sorgulama Rehberi

11 Mayıs 2026
Yeni Düzenlemelerle Emlak Vergisinde Cezai İşlemler

Yeni Düzenlemelerle Emlak Vergisinde Cezai İşlemler

13 Mayıs 2025
5 Yılı Dolan Kiralarda Kira Artışı Nasıl Belirlenir? (2026)

5 Yılı Dolan Kiralarda Kira Artışı Nasıl Belirlenir? (2026)

5 Şubat 2026
İlk Kez Ev Alacaklara Devlet Desteği Şartları

İlk Kez Ev Alacaklara Devlet Desteği Şartları

3 Haziran 2026

İLGİNİZİ ÇEKEBİLİR

Deprem

Çarpışan Kıtalar ve Myanmar Depremi Bize Ne Söylüyor?

4 Nisan 2025
Analiz

Konut Satış İstatistikleri Ocak 2025

14 Şubat 2025
Analiz

Konut Satış İstatistikleri Mart 2025

16 Nisan 2025
Analiz

Konut Satış İstatistikleri Ekim 2024

13 Kasım 2024
EMSAL.COM

Emsal.com, Türkiye ekonomisinin itici güçlerinden gayrimenkul sektörüne ışık tutmak amacıyla kurulmuştur.
 
Sektörün önemli konu başlıklarına dair farkındalığı hem üretici hem de tüketici açısından artırmak adına uzman kalemlerin görüşlerine yer verilen bu platformda, söz konusu alan; geniş bir perspektiften mercek altına alınmaktadır.
 
Emsal.com;

  • Uzman görüşlere ev sahipliği yapar,
  • Gayrimenkul sektörünün dijital kütüphanesidir,
  • Güvenli, kaliteli, tarafsız ve özgün içerikler yayınlar.

  • En Çok Okunanlar

  • Yapı Tatil Tutanağı Nedir, Neden Önemlidir?
  • Bina Kimlik Sistemi Devrede, Peki Yeterli mi?
  • İstanbul’un Gelecek 10 Yılda Konut İhtiyacı
  • Gayrimenkulde Yurt Dışı Talebi
  • Hisseli Tapuda Ön Alım Hakkı ve Fiili Taksim
  • Proptech Nedir, Nerede Kullanılır?
  • Afete Dirençli Kent Nedir?
  • Kiracılı Ev Satılırsa Ne Olur?
  • Kira Davalarında Arabuluculuk Dönemi
  • İmarda Terimler ve Hesaplamalar
  • Dairelerde Balkon Kapatmak Yasal mı?
  • İmar Planı Tadilatı Nedir ve Nasıl Yapılır?
  • Kiracı Satılacak Evi Göstermek Zorunda mı?
  • Kategoriler

    • Gündem
    • Sektör
    • Mevzuat
    • Analiz
    • İnovasyon
    • Sürdürülebilirlik
    • Söyleşi
    • Yazarlar

    Politikalar

    • Yayın İlkeleri
    • KVKK Aydınlatma Metni
    • Gizlilik Politikası
    • Çerez Politikası

    Telegram

    Tüm güncel gelişmeler ve haberler için
    Telegram kanalımıza katılın!

    Kanala Katılın
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Etkinlikler
    • İletişim

    © 2025 | Tüm Hakları Saklıdır. | emsal.com

    No Result
    Tüm Sonuçları Göster
    • Gündem
    • Sektör
    • Mevzuat
    • Analiz
    • İnovasyon
    • Sürdürülebilirlik
    • Söyleşi
    • Etkinlikler
    • Konular
    • Yazarlar
    • Hakkımızda
    • Künye
    • Sektörün Emsal’i
    • İletişim

    © 2025 | Tüm Hakları Saklıdır. | emsal.com

    Deneyimlerinizi kişiselleştirmek amacıyla KVKK uyarınca kullanılan çerezler yönetebilir. Daha fazla bilgi için tıklayın.