İçindekiler
İklim değişikliğiyle mücadelede uluslararası iklim konferansları, bilimsel bulguların politika hedeflerine ve ulusal taahhütlerin küresel eyleme dönüştürülmesi açısından kritik bir işleve sahiptir. Türkiye’nin ev sahipliğinde Antalya’da 9 – 20 Kasım 2026 tarihlerinde gerçekleştirilecek Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Konferansı COP31, iklim politikalarının yalnızca yeni hedefler belirlemekten çıkarak mevcut taahhütlerin uygulanmasına odaklanması açısından önemli bir fırsat sunmaktadır.
COP31 Başkanlığı tarafından açıklanan Eylem Gündemi; elektrifikasyon, sıfır atık, gıda güvenliği, dirençli şehirler, yeşil sanayileşme, gençlerin katılımı, sağlık ve eğitim gibi alanları uygulama odaklı bir çerçevede ele almaktadır. 2035 için küresel elektrifikasyon oranının %35’e çıkarılması, bina sektöründe enerji yoğunluğunun en az %25 azaltılması, küresel döngüsel malzeme kullanım oranının en az %15’e yükseltilmesi ve atık üretimindeki büyümenin yarıya indirilmesi gibi ölçülebilir hedefler ortaya konmuştur.
Bu makalede COP31 için aşağıdaki 8 temel öneri geliştirilmiştir:
- Uygulama ve hesap verebilirliğin güçlendirilmesi,
- İklim finansmanının artırılması,
- Uyum politikalarının önceliklendirilmesi,
- Kentlerin iklim dirençliliğinin artırılması,
- Enerji dönüşümünün hızlandırılması,
- Su güvenliğinin iklim politikalarına entegre edilmesi,
- Doğa temelli çözümlerin yaygınlaştırılması,
- Gençler ile yerel yönetimlerin karar süreçlerine daha güçlü biçimde dahil edilmesi.
Makalenin temel önerisi, COP31’in başarısının yeni bir taahhüt listesinden çok, ölçülebilir ve finansmanı belirlenmiş bir “uygulama sözleşmesi” ortaya koymasına bağlı olduğudur.
Küresel iklim politikası son yıllarda önemli bir dönüşüm geçirmektedir. Paris Anlaşması sonrasında ülkeler sera gazı emisyonlarını azaltmaya yönelik Ulusal Katkı Beyanlarını (NDC) geliştirmiş, ancak mevcut hedefler küresel sıcaklık artışını Paris Anlaşması’nın 1,5 °C hedefiyle uyumlu bir patikaya indirmeye henüz yeterli olmamıştır.
UNEP’in 2025 Emissions Gap Report raporuna göre, ülkelerin mevcut NDC’lerini tam olarak uygulaması durumunda yüzyıl sonuna yönelik küresel ısınma projeksiyonu yaklaşık 2,3 – 2,5 °C, mevcut politikaların devam etmesi durumunda ise yaklaşık 2,8 °C düzeyindedir. Bu sonuç, hedeflerin varlığından çok hedeflerin uygulanma hızının belirleyici olduğunu göstermektedir.
COP31 bu nedenle klasik anlamda yeni bir diplomatik toplantıdan daha fazlası olmalıdır. Birleşmiş Milletler İklim Değişikliği Çerçeve Sözleşmesi’nin COP31 sürecine ilişkin belgelerinde konferansın uygulama, kapsayıcılık ve sonuç odaklılık perspektifinde ilerlemesi öne çıkarılmaktadır. Türkiye ve Avustralya da COP31 sürecinde yakın iş birliği yürütmektedir.
Bu bağlamda COP31 için temel soru şu olmalıdır:
Dünya ülkeleri iklim hedeflerini ne zaman ve nasıl gerçek yatırımlara, altyapıya, kent politikalarına ve toplumsal dönüşüme dönüştürecektir?
COP31 Neden Kritik Bir Dönüm Noktasıdır?
COP31’in önemi üç temel gelişmeden kaynaklanmaktadır.
- Birincisi, iklim değişikliğinin etkileri artık geleceğe ilişkin soyut riskler olmaktan çıkmıştır. Aşırı sıcaklıklar, kuraklıklar, seller, orman yangınları, kıyı taşkınları ve tarımsal üretim kayıpları birçok bölgede ekonomik ve toplumsal sonuçlar doğurmaktadır.
- İkincisi, azaltım politikalarının yanında uyum ve dayanıklılık konusu giderek daha önemli hale gelmektedir.
- Üçüncüsü ise iklim finansmanı ile gerçek uygulamalar arasındaki boşluk halen çok büyüktür.
UNEP Adaptation Gap Report 2025’e göre gelişmekte olan ülkelerin 2035 yılında yıllık uyum finansmanı ihtiyacı modellemeye göre yaklaşık 310 milyar ABD doları, NDC ve Ulusal Uyum Planlarında ifade edilen ihtiyaçlara göre ise yaklaşık 365 milyar ABD doları düzeyindedir. Buna karşılık uluslararası kamu kaynaklı uyum finansmanı 2023 yılında yalnızca yaklaşık 26 milyar ABD doları olmuştur.
COP31 İçin Öneriler
Birinci Öneri: “Taahhütten Uygulamaya” Mekanizması Kurulmalıdır
COP31’in en önemli çıktılarından biri, ülkelerin verdikleri iklim taahhütlerinin uygulama durumunu izleyen şeffaf bir küresel mekanizma olmalıdır. Her ülke için aşağıdaki göstergeleri içeren yıllık bir İklim Uygulama Karnesi hazırlanabilir:
- Emisyon azaltımı (%)
- Yenilenebilir enerji kapasitesi
- Elektrifikasyon oranı
- Enerji verimliliği
- İklim finansmanı
- Uyum yatırımları
- Su güvenliği yatırımları
- İklim dirençli altyapı
- Ormansızlaşma ve ekosistem kayıpları
- İklim eğitimine erişim
Bu sistem, ülkelerin yalnızca “ne yapacağını” değil, ne yaptığını göstermelidir. COP31 Başkanlığının “Climate Implementation Bridge” yaklaşımı da NDC’leri yatırım yapılabilir proje portföylerine dönüştürmeyi amaçlamaktadır. Bu yaklaşımın COP31’in kalıcı miraslarından biri hâline getirilmesi önerilmektedir.
İkinci Öneri: İklim Finansmanı İçin Küresel Bir Uygulama Fonu Oluşturulmalıdır
İklim politikalarının en önemli sorunlarından biri finansman açığıdır. Özellikle gelişmekte olan ülkelerde iklim değişikliğine uyum için gerekli kaynaklarla mevcut finansman arasında çok büyük bir fark bulunmaktadır.

COP31 kapsamında aşağıdaki finansman mekanizmalarının geliştirilmesi önerilmektedir:
- Uyum yatırımlarına yönelik hibe kaynaklarının artırılması,
- Kırılgan ülkelerin borç yükünün artırılmaması,
- Özel sektör yatırımlarını harekete geçirecek garanti mekanizmalarının oluşturulması,
- Kentlerin doğrudan iklim finansmanına erişiminin kolaylaştırılması,
- İklim fonlarının proje hazırlama maliyetlerini de desteklemesi.
UNEP, özel sektörün hedefli politika ve karma finansman mekanizmalarıyla uyum finansmanına daha fazla katkı sağlayabileceğine dikkat çekmektedir.
Üçüncü Öneri: Küresel Elektrifikasyon Hedefi Güçlendirilmelidir
COP31 Başkanlığı 2035 yılına kadar nihai enerji talebinde elektriğin payının %35’e çıkarılması hedefini açıklamıştır. Mevcut oranın %20’nin biraz üzerinde olduğu belirtilmektedir.

Bu hedefin gerçekleşebilmesi için yalnızca elektrik üretiminin artırılması yeterli değildir. Elektrifikasyon; ulaşım, binalar, sanayi, ısıtma ve soğutma, tarımsal üretim, demiryolları, enerji depolama alanlarında birlikte ele alınmalıdır.
Elektrifikasyonun iklim açısından gerçek fayda sağlaması için elektrik üretiminin de hızla karbonsuzlaştırılması gerekmektedir. Bu nedenle COP31 kapsamında “elektrifikasyon + yenilenebilir enerji + şebeke + depolama” şeklinde bütünleşik bir yaklaşım benimsenmelidir.
Dördüncü Öneri: Dirençli Şehirler Küresel İklim Politikasının Merkezine Alınmalıdır
İklim değişikliğinin etkilerinin en yoğun hissedildiği alanlardan biri şehirlerdir. Kentlerde; sıcak hava dalgaları, ani yağışlar, sel ve taşkın, kentsel ısı adası, su kıtlığı, enerji talep artışı, hava kirliliği aynı anda ortaya çıkabilmektedir.
COP31 Başkanlığı bina sektöründe enerji yoğunluğunun 2035’e kadar en az %25 azaltılmasını hedeflemektedir. Bu hedef, yalnızca binaların enerji performansını değil, kentsel planlamayı da kapsamalıdır.
Önerilen: “İklim Dirençli Şehir Standardı”
Her büyük kent için “iklim riski → altyapı → su → enerji → ulaşım → sağlık → ekosistem → sosyal kırılganlık” başlıklarını içeren bir dayanıklılık endeksi hazırlanmalıdır.
Bu endeks belediyelerin yatırım kararlarına doğrudan bağlanmalıdır.
Beşinci Öneri: Su Güvenliği Ayrı Bir Küresel İklim Başlığı Olmalıdır
İklim değişikliği ile su döngüsü arasındaki ilişki COP31’in daha güçlü gündemlerinden biri olmalıdır.
Kuraklık dönemlerinde; baraj dolulukları azalmakta, tarımsal sulama baskısı artmakta, yeraltı suyu kullanımı yükselmekte, kentlerin içme suyu güvenliği zorlaşmaktadır.
Diğer taraftan kısa süreli yoğun yağışlar; taşkın, sel, kanalizasyon sistemi taşması, altyapı hasarı gibi sorunları büyütebilmektedir.
Bu nedenle COP31’de “Su Güvenliği ve İklim Dayanıklılığı Küresel Girişimi” oluşturulması önerilmektedir.
Bu girişim;
- Havza ölçeğinde su bütçesi,
- Kuraklık erken uyarı sistemleri,
- Taşkın risk haritaları,
- Akıllı sulama,
- Yağmur suyu hasadı,
- Kentsel su geri kazanımı,
- Baraj işletme optimizasyonu gibi uygulamaları desteklemelidir.
Altıncı Öneri: Sıfır Atık ve Metan Azaltımı Birlikte Ele Alınmalıdır
COP31 Eylem Gündeminde atık üretimindeki büyümenin 2035 yılına kadar yarıya indirilmesi ve sıfır atık yaklaşımının güçlendirilmesi hedeflenmektedir. Ayrıca döngüsel ekonomi ve metan azaltımı önemli başlıklar arasında yer almaktadır.
Atık yönetimi iklim politikasında çoğu zaman ikincil bir konu olarak görülse de organik atıkların depolama alanlarında bozunması önemli miktarda metan oluşumuna neden olmaktadır. Bu nedenle COP3; atık → metan → enerji → döngüsel ekonomi bağlantısını kuran bütünleşik bir politika geliştirmelidir.
Kentlerde organik atıkların ayrı toplanması, biyogaz üretimi, kompostlaştırma ve malzeme geri kazanımı yaygınlaştırılmalıdır.
Yedinci Öneri: İklim Dirençli Tarım ve Gıda Güvenliği
İklim değişikliği tarım sektörünü doğrudan etkilemektedir. Artan sıcaklıklar, kuraklık, düzensiz yağış ve aşırı hava olayları tarımsal verimlilik üzerinde baskı oluşturmaktadır.
COP31 Başkanlığının yaklaşımında genç çiftçilerin iklim dirençli tarım konusunda eğitilmesi de öne çıkarılmaktadır.
COP31 kapsamında aşağıdaki uygulamalar desteklenmelidir:
- Kuraklığa dayanıklı çeşitler,
- Hassas sulama,
- Toprak neminin izlenmesi,
- Agroekolojik uygulamalar,
- Tarımsal meteoroloji hizmetleri,
- Erken uyarı sistemleri,
- Tarım sigortalarının iklim risklerine göre geliştirilmesi.
Özellikle meteorolojik tahmin + tarımsal karar destek sistemleri arasındaki bağlantı güçlendirilmelidir.
Sekizinci Öneri: Doğa Temelli Çözümler İklim Yatırımlarına Dahil Edilmelidir
İklim değişikliği ile mücadelede yalnızca teknolojik çözümler yeterli değildir. Ormanlar, sulak alanlar, kıyı ekosistemleri, tarım alanları ve kent içindeki yeşil alanlar doğal karbon yutakları oluşturmanın yanı sıra aşırı sıcaklık ve taşkın risklerinin azaltılmasına da katkı sağlayabilir.
COP31 kapsamında; kent ormanları, yeşil koridorlar, sulak alanların korunması, kıyı ekosistemlerinin restorasyonu, nehir taşkın ovalarının korunması, agroormancılık, ekosistem restorasyonu, iklim finansmanı kapsamında değerlendirilebilir. Bu yaklaşım, iklim azaltımı ile iklim uyumunu aynı yatırım içerisinde birleştirmektedir.
Dokuzuncu Öneri: Gençler ve Yerel Yönetimler Karar Mekanizmasına Dahil Edilmelidir
İklim politikalarının yalnızca merkezi hükümetler arasında yürütülmesi yeterli değildir.
COP31’in başarısı için; belediyeler, üniversiteler, meslek odaları, bilim insanları, gençlik kuruluşları, kadın örgütleri, çiftçiler, sanayi kuruluşları, finans kuruluşları karar süreçlerine etkin biçimde dahil edilmelidir.
UNFCCC’nin 2026 – 2030 Küresel İklim Eylem Gündemi de finansman, teknoloji, kapasite geliştirme, şehirler, su, tarım, insan ve sosyal gelişme gibi alanları çok paydaşlı bir çerçevede ele almaktadır.
Onuncu Öneri: Her Hedef İçin Ölçülebilir Gösterge Belirlenmelidir
COP toplantılarında en önemli sorunlardan biri hedef ile sonuç arasındaki mesafedir. Bu nedenle COP31 kararlarının her biri için: hedef → gösterge → finansman → sorumlu kurum → zaman çizelgesi → yıllık raporlama sistemi kurulmalıdır.
Örneğin:
| COP31 hedefi | Gösterge | 2035 perspektifi |
| Elektrifikasyon | Nihai enerji talebinde elektrik payı | %35 |
| Binalar | Enerji yoğunluğu | ≥ %25 azalma |
| Döngüsel ekonomi | Döngüsel malzeme kullanım oranı | ≥ %15 |
| Atık | Atık üretimindeki büyüme | %50 azaltım |
| Uyum | Uyum finansmanı | Belirlenmiş yıllık hedef |
| Şehirler | İklim dirençlilik planı | Tüm büyük kentler |
| Tarım | İklim dirençli uygulamalar | Yaygınlaştırma |
| Gençlik | İklim eğitimi | Evrensel erişim |
COP31 Başkanlığının açıklamış olduğu hedefler arasında %35 elektrifikasyon, bina enerji yoğunluğunda %25 azaltım ve döngüsel malzeme kullanımının en az %15’e çıkarılması bulunmaktadır.
Küresel Isınma Açısından COP31’in Önemi

UNEP’in 2025 değerlendirmesi, mevcut NDC’lerin tam uygulanmasının bile yüzyıl sonu sıcaklık artışını yaklaşık 2,3 – 2,5 °C düzeyinde tutabildiğini; mevcut politikaların ise yaklaşık 2,8 °C’lik bir ısınmaya işaret ettiğini göstermektedir.
Bu durum COP31 için önemli bir politika mesajı vermektedir: Mevcut politikaların devamı yeterli değildir; taahhütlerin uygulanması hızlandırılmalı ve NDC’ler daha yüksek emisyon azaltımı sağlayacak şekilde güçlendirilmelidir.
Türkiye Açısından COP31 İçin Öneriler
COP31’in Antalya’da düzenlenmesi Türkiye açısından yalnızca diplomatik bir prestij konusu olarak değerlendirilmemelidir. Konferans, Türkiye’nin kendi iklim politikalarının hızlandırılması için de bir fırsat olarak kullanılmalıdır.
Türkiye açısından özellikle aşağıdaki başlıklar öncelikli hâle getirilebilir:
Kentlerde İklim Dayanıklılığı
İstanbul, Ankara, İzmir, Bursa, Antalya ve diğer büyükşehirler başta olmak üzere tüm şehirler için iklim risklerine dayalı yatırım planları hazırlanmalıdır.
Su Güvenliği
Türkiye’nin farklı havzaları için kuraklık, taşkın ve su arz güvenliğini birlikte değerlendiren havza bazlı iklim uyum planları hazırlanmalıdır.
Yenilenebilir Enerji ve Depolama
Güneş ve rüzgâr enerjisinin yanında elektrik depolama, şebeke esnekliği ve talep tarafı yönetimi geliştirilmelidir.
İklim Dostu Ulaşım
Demiryolu, elektrikli toplu taşıma, bisiklet altyapısı ve yaya ulaşımı kentlerin iklim planlarına entegre edilmelidir.
Tarım ve Meteoroloji
Meteorolojik tahminler ile tarımsal karar destek sistemleri bütünleştirilerek çiftçilerin aşırı hava olaylarına karşı erken uyarı alması sağlanmalıdır.
Turizm ve İklim Değişikliği
Antalya’nın COP31 ev sahipliği, turizm sektörünün iklim değişikliğine uyumunda uluslararası bir model oluşturmak için kullanılabilir.
COP31 İçin Önerilen “Antalya İklim Uygulama Paktı”
COP31’in kalıcı bir miras bırakması amacıyla konferans sonunda “Antalya İklim Uygulama Paktı” oluşturulması önerilebilir.
Bu paktın beş temel ayağı olabilir:
- Uygulama: Ulusal Katkı Beyanlarının (NDC) somut projelere dönüştürülmesi.
- Finansman: Projelerin finansman kaynaklarının önceden belirlenmesi.
- Dayanıklılık: Kentler, su, tarım ve altyapının iklim risklerine hazırlanması.
- Enerji dönüşümü: Elektrifikasyon, yenilenebilir enerji ve enerji verimliliğinin hızlandırılması.
- Hesap verebilirlik: Her yıl ilerleme raporlarının yayımlanması.
Bu yaklaşım COP31’i yalnızca iki haftalık bir konferans olmaktan çıkararak 2026–2035 dönemini kapsayan bir uygulama platformuna dönüştürebilir.
Sonuç
COP31, iklim diplomasisinin “hedef belirleme” döneminden “uygulama” dönemine geçişinde önemli bir eşik olabilir.
UNEP’in güncel değerlendirmeleri, mevcut politikaların küresel sıcaklık artışını güvenli seviyelere indirmek için yeterli olmadığını; aynı zamanda gelişmekte olan ülkelerde iklim uyumu için çok büyük bir finansman açığı bulunduğunu ortaya koymaktadır.
Bu nedenle COP31’in başarısı, yeni ve iddialı cümlelerin sayısıyla değil, ölçülebilir sonuçların ortaya çıkmasıyla değerlendirilmelidir.
COP31 için önerilen temel yaklaşım şu şekilde özetlenebilir:
Daha fazla hedef değil, daha hızlı uygulama; daha fazla söz değil, daha fazla yatırım; daha fazla müzakere değil, daha güçlü hesap verebilirlik. Antalya’da alınacak kararların şehirlerde, tarlalarda, enerji sistemlerinde, sanayide ve günlük yaşamda somut karşılık bulması COP31’in gerçek başarısını belirleyecektir.
Türkiye açısından ise COP31, yalnızca küresel iklim diplomasisine ev sahipliği yapma fırsatı değil; iklim dirençli şehirler, su güvenliği, yenilenebilir enerji, sürdürülebilir turizm, döngüsel ekonomi ve iklim uyumu alanlarında kalıcı bir ulusal dönüşüm programı oluşturma fırsatı olarak değerlendirilmelidir.
Kaynakça:
- United Nations Environment Programme. (2025). Adaptation Gap Report 2025: Running on Empty. UNEP.
- United Nations Environment Programme. (2025). Emissions Gap Report 2025: Off Target. UNEP.
- United Nations Framework Convention on Climate Change. (2026). COP31: UN Climate Change Conference—Antalya, November 2026. UNFCCC.
- United Nations Framework Convention on Climate Change. (2026). The Road to Antalya. UNFCCC.
- United Nations Framework Convention on Climate Change. (2026). COP31 Presidency announces new targets on global electrification, cutting waste, resilient cities. UNFCCC.
- United Nations Framework Convention on Climate Change. (2026). Global Climate Action Agenda 2026–2030. UNFCCC.
- United Nations Framework Convention on Climate Change. (2026). Information for COP31 participants. UNFCCC.






