İçindekiler
İlk kez ev sahibi olacak vatandaşların konuta erişimini kolaylaştırmayı amaçlayan devlet destekli konut finansmanı düzenlemesi yeniden gündemin önemli başlıklarından biri oldu. İlk kez ev sahibi olacak vatandaşlara faiz desteği sağlanmasını öngören teklif, TBMM komisyonlarında görüşülmeye devam ediyor.
İlk kez ev sahibi olacak vatandaşların desteklenmesi elbette son derece değerli bir adımdır. Ancak Türkiye’nin konut sorununa yalnızca düşük faizli kredi penceresinden bakmanın yeterli olmayacağını düşünüyorum. Asıl ihtiyaç, konut üretimini ve şehirleşmeyi uzun vadeli bir kalkınma politikası olarak ele almaktır.
Düşük Faizli Kredi, Erişilebilir Konut İçin Yeterli Değil
Gayrimenkul, dünyanın hemen her ülkesinde hem temel bir barınma ihtiyacını karşılayan hem de önemli bir yatırım aracıdır. Küresel servetin en büyük bileşenlerinden biri olmaya devam etmektedir. Türkiye açısından bakıldığında ise konut yalnızca ekonomik değil, aynı zamanda sosyal güvenliğin de önemli bir unsurudur.
Türkiye’de konut sahipliği oranı yaklaşık yüzde 57 seviyesindedir. Avrupa ortalaması ise yaklaşık yüzde 68 civarındadır. Ancak bu fark yalnızca ekonomik nedenlerle açıklanamaz. Tarihsel mülkiyet yapıları, sosyal konut politikaları ve ülkelerin şehirleşme modelleri de bu oranları doğrudan etkilemektedir.
Bugün en büyük sorunlardan biri, konut fiyatları ile hane gelirleri arasındaki makasın giderek açılmasıdır. Bu nedenle düşük faizli kredi tek başına erişilebilir konut üretmez. Eğer gelir seviyesi ile aylık ödeme kapasitesi arasında sürdürülebilir bir denge kurulamazsa, kredi imkânı birçok vatandaş için yeterli olmayacaktır. Bu nedenle düşük gelir grubuna yönelik farklı finansal modeller geliştirilmelidir. Kiradan mülkiyete geçiş, kamu destekli kira modeli, paylaşımlı mülkiyet sistemi ve gelir bazlı ödeme planları gibi yeni finansal enstrümanlar klasik konut kredilerini tamamlayacak çözümler olabilir.
Diğer taraftan orta ve yüksek gelir grubundaki vatandaşların beklentileri de değişmektedir. Yeni kuşaklar artık yalnızca bir ev satın almayı değil; yaşam kalitesi yüksek, ulaşımı güçlü, sosyal donatıları bulunan ve ihtiyaç duyduklarında farklı şehirlerde yaşayabilecekleri esnek yaşam modellerini tercih etmektedir.
Bana göre asıl dönüşüm, gayrimenkul geliştirme sektörünü klasik ‘inşaat sektörü’ anlayışından çıkarıp stratejik bir sanayi kolu olarak değerlendirmekten geçmektedir. Yaklaşık 250 alt sektörü besleyen bu alan; üretim, istihdam, finans, şehirleşme ve teknoloji açısından Türkiye ekonomisinin en önemli çarpanlarından biridir.
Bu noktada belediyelerin rolü de yeniden tanımlanmalıdır. Kâr amacı gütmeyen belediyeler, kamu arazilerini erişilebilir konut üretiminde kullanabilir; yeni gelişim alanlarını planlayabilir ve kentsel dönüşümde arsa takası gibi modellerle maliyetleri önemli ölçüde azaltabilir. Çünkü bugün konut maliyetinin en büyük kalemlerinden biri arsa maliyetidir.

Kalıcı Çözüm: Bütüncül Konut Politikası Oluşturmak
Sonuç olarak İlk Evim kredisi doğru tasarlanırsa önemli bir destek mekanizması olacaktır. Ancak kalıcı çözüm yalnızca kredi vermek değildir. Kalıcı çözüm; arazi politikalarını, şehir planlamasını, gelir seviyelerini, finansman modellerini ve üretim kapasitesini aynı çatı altında buluşturan bütüncül bir konut politikası oluşturmaktır.
Türkiye, gayrimenkul geliştirme sektörünü stratejik bir sanayi kolu olarak gördüğü ölçüde hem vatandaşların barınma sorununa daha güçlü çözümler üretecek hem de ekonomik büyümeyi destekleyen sürdürülebilir bir model oluşturacaktır.






