İçindekiler
Bu makale, İstanbul Teknik Üniversitesi Şehir ve Bölge Planlama bölümü öğrencisi ve Bilge Gayimenkul Değerleme & Danışmanlık çalışanı Sn. Aleyna Güngör’ün katkılarıyla hazırlanmıştır.
Bir önceki yazımızda “Türkiye’de Mevzuatta İmar Hakkı Aktarımı” başlığı altında, 11 Eylül 2025 tarihli yönetmelik değişikliği ile Türk mevzuatına giren imar hakkı aktarımı düzenlemesinin hukuki dayanakları, uygulama usulü ve değerleme esasları ele alınmış; özellikle 38 / A – B – C maddeleri çerçevesinde verici ve alıcı parsel kavramları, SPK lisanslı değerleme süreci, PARSİD sistemi ve uygulamanın planlama açısından doğurabileceği avantaj ve riskler değerlendirilmişti. Böylece imar hakkı aktarımının Türkiye’de nasıl kurgulandığı, hangi hukuki zemine dayandığı ve uygulamada hangi teknik eşiklerle karşılaşabileceği ortaya konmuştu.
Bu yazımızın perspektifi ise konunun daha çok uluslararası düzeyde nasıl irdelendiği ve uygulanmakta olduğu üzerine olacaktır. Hızlı kentleşmenin, doğal alanlar, tarım arazileri ve kültürel miras üzerinde yarattığı baskı, şehir planlamasının temel sorularından birini yeniden gündeme getirmektedir: Kamu yararı doğrultusunda yapılaşma sınırlandırıldığında, mülkiyet hakkı nasıl korunacaktır?
Geleneksel kamulaştırma yöntemlerinin yüksek maliyet ve uygulama güçlükleri nedeniyle yetersiz kaldığı durumlarda geliştirilen imar hakkı aktarımı (Transfer of Development Rights – TDR) modeli, bu soruya alternatif bir çözüm sunmaktadır. Sistem, yapılaşma hakkı kullanılamayan alanlardaki hak kaybını gelişmeye uygun bölgelere aktararak hem koruma hedefini hem de planlı büyüme amacını birlikte gerçekleştirmeyi amaçlamaktadır.
Bugün TDR uygulamaları Amerika Birleşik Devletleri’nde piyasa temelli bir mekanizma olarak, Avrupa’da daha plan odaklı ve kamu denetiminin güçlü olduğu bir modelle, Avustralya ve Asya ülkelerinde ise sürdürülebilirlik ve yoğunluk yönetimi ekseninde farklı biçimlerde uygulanmaktadır. Bu farklılaşma, imar hakkı aktarımının tek tip bir araç olmadığını; her ülkenin planlama sistemi, mülkiyet rejimi ve piyasa yapısına göre yeniden şekillendiğini göstermektedir.
Bu çerçevede yazının amacı, dünya uygulamalarını karşılaştırmalı biçimde inceleyerek Türkiye’de yeni uygulanmaya başlayan sistemin hangi modele yakınsadığını, hangi koşullarda başarılı olabileceğini ve hangi riskleri barındırabileceğini tartışmaktır. Böylece imar hakkı aktarımı yalnızca mevzuata yeni girmiş bir düzenleme olarak değil, küresel planlama pratiği içinde konumlandırılan stratejik bir araç olarak değerlendirilmektedir.
Kavramsal Çerçeve ve Uluslararası Terminoloji
Transfer of Development Rights (TDR) Nedir?
Transfer of Development Rights (TDR), imar planlarıyla belirlenen yapılaşma haklarının farklı alanlar arasında aktarılmasını sağlayan planlama aracıdır. Bu sistemde, yapılaşmanın sınırlandırıldığı alanlarda kullanılamayan imar hakları, gelişmeye uygun bölgelerde değerlendirilebilmektedir. Böylece hem korunması gereken alanların güvence altına alınması hem de mülkiyet hakkının ekonomik değerinin korunması hedeflenmektedir (Böke, 2020).
TDR uygulamalarında iki temel kavram öne çıkar: “gönderici alan” (sending area) ve “alıcı alan” (receiving area). Gönderici alan, yapılaşmanın kısıtlandığı bölgeleri ifade ederken, alıcı alan ek yapılaşma hakkı verilebilen gelişim bölgelerini temsil etmektedir (Yeşil ve Demir, 2021).
Uluslararası uygulamalarda imar hakları çoğu zaman sertifikalaştırılarak kayıt altına alınmakta ve bazı ülkelerde “imar hakkı bankası” sistemleri aracılığıyla alınıp satılabilmektedir. Bu durum, imar haklarının piyasa içinde ekonomik bir değer kazanmasını sağlayarak geleneksel kamulaştırma yöntemlerine alternatif bir çözüm sunmaktadır (Mataracı vd., 2017).
Uluslararası Planlama Sistemlerinde TDR’nin Rolü
İmar hakkı aktarımı, günümüzde yalnızca koruma amaçlı bir araç değil, kentsel büyümeyi yönlendiren stratejik bir planlama mekanizması olarak kullanılmaktadır. Özellikle hızlı kentleşme yaşayan ülkelerde yoğunluk yönetimi, çevresel koruma ve altyapı dengesi açısından önemli rol üstlenmektedir (Niron, 2024).
Uluslararası uygulamalarda TDR genellikle piyasa temelli planlama araçları arasında yer almakta, ancak birçok ülkede kamu denetimi ile birlikte yürütülmektedir. Bu nedenle sistem, regülasyon ve piyasa mekanizmasının birlikte çalıştığı hibrit bir planlama modeli olarak değerlendirilmektedir.

Dünyada İmar Hakkı Aktarımı Nasıl Ortaya Çıktı?
Kentler Büyürken Yeni Bir Sorun Ortaya Çıktı
İmar hakkı aktarımı, şehir planlama literatüründe nispeten yeni bir araç olarak görülse de ortaya çıkışı 20. yüzyılın ortalarına kadar uzanmaktadır. Hızlı kentleşme süreci, şehirlerin doğal alanlar, tarım arazileri ve kültürel miras üzerinde ciddi baskı oluşturmasına neden olmuştur. Bu süreçte kamulaştırma gibi geleneksel yöntemlerin hem maliyet hem de uygulama zorlukları nedeniyle yetersiz kalması, alternatif planlama araçlarının geliştirilmesini zorunlu hâle getirmiştir (Mataracı vd., 2017).
Peki Çözüm Nerede Arandı? ABD Modeli Nasıl Doğdu?
İmar hakkı aktarımının ilk sistematik uygulamaları Amerika Birleşik Devletleri’nde ortaya çıkmıştır. 1960’lı ve 1970’li yıllarda çevresel koruma politikalarının güçlenmesiyle birlikte, yapılaşmanın sınırlandırıldığı alanlarda mülkiyet hakkı tartışmaları artmış ve bu durum imar haklarının başka alanlara aktarılması fikrinin gelişmesine zemin hazırlamıştır.
ABD’de geliştirilen TDR programları, özellikle tarım arazileri, su havzaları ve doğal alanların korunmasında etkili bir araç olarak kullanılmaya başlanmıştır. Böylece yapılaşma baskısı tamamen ortadan kaldırılmadan, kent gelişimi belirli bölgelere yönlendirilerek planlama dengesi sağlanmaya çalışılmıştır (Böke, 2020).
TDR Sadece Koruma Aracı mıydı?
1980’li yıllardan itibaren imar hakkı aktarımı, yalnızca çevresel koruma amacıyla değil, aynı zamanda kentsel büyümeyi yönlendirme ve yoğunluk yönetimi aracı olarak kullanılmaya başlanmıştır. ABD’de geliştirilen bu uygulamalar, kısa sürede farklı ülkelere örnek olmuş ve çeşitli planlama sistemlerine uyarlanmıştır (Niron, 2024).
Avrupa Bu Modeli Nasıl Uyarladı?
Avrupa ülkelerinde imar hakkı aktarımı daha çok kentsel koruma, tarihi alanların sürdürülebilir yönetimi ve planlı gelişme hedefleri doğrultusunda uygulanmıştır. Avrupa planlama sistemlerinde kamu otoritesinin yönlendirici rolü daha belirgin olmuş, piyasa mekanizması ise genellikle plan kararları ile birlikte işletilmiştir. Bu yaklaşım, ülkeler arasında farklı uygulama modellerinin ortaya çıkmasına neden olmuştur (Yeşil ve Demir, 2021).
Bugün TDR Dünya Şehirlerinde Nasıl Kullanılıyor?
Günümüzde imar hakkı aktarımı; Amerika, Avrupa, Avustralya ve Asya ülkelerinde farklı ölçeklerde uygulanmaktadır. Çevresel koruma, kentsel dönüşüm, altyapı finansmanı ve sürdürülebilir şehirleşme politikaları kapsamında kullanılan bu model, şehirlerin gelişim yönünü belirleyen önemli planlama araçlarından biri hâline gelmiştir (Böke, 2020).

Ülke Bazlı Uygulama Modelleri
Amerika Birleşik Devletleri Modeli
İmar hakkı aktarımının (Transfer of Development Rights – TDR) en erken ve en yaygın uygulamaları Amerika Birleşik Devletleri’nde geliştirilmiştir. ABD’de TDR programları büyük ölçüde yerel yönetimler tarafından kurgulanmakta ve uygulanmakta; her eyalet ve hatta ilçe, kendi planlama öncelikleri doğrultusunda farklı modeller geliştirebilmektedir. Bu yönüyle sistem, merkezi bir yapıdan ziyade yerel ihtiyaçlara uyarlanabilen esnek bir planlama aracı niteliği taşımaktadır (Böke, 2020).
ABD modelinin ayırt edici unsurlarından biri, imar haklarının piyasa mekanizması içerisinde işlem görebilmesidir. Birçok uygulamada gönderici alanlarda kullanılamayan imar hakları sertifikalaştırılmakta ve “development rights bank” olarak adlandırılan yapılar aracılığıyla kayıt altına alınmaktadır. Bu haklar, alıcı bölgelerde ek yapılaşma hakkı elde etmek isteyen yatırımcılar tarafından satın alınabilmekte; böylece imar hakları ekonomik bir değer kazanarak piyasa içinde dolaşıma girmektedir (Böke, 2020).
Bu piyasa temelli yapı, ABD’de TDR sisteminin özellikle tarım arazilerinin ve doğal alanların korunmasında etkili olmasını sağlamıştır. Kamulaştırma yoluna gidilmeksizin, tarım alanları ve çevresel hassas bölgelerde yapılaşma baskısı azaltılmış; buna karşılık kentsel gelişim, planlarla belirlenen alıcı bölgelerde yoğunlaştırılmıştır. Bu yaklaşım hem kamu maliyetlerini düşürmüş hem de mülkiyet hakkına ilişkin hukuki uyuşmazlıkların azalmasına katkı sağlamıştır (Böke, 2020).
New York, King County ve Montgomery County, ABD’de imar hakkı aktarımının en çok atıf yapılan örnekleri arasında yer almaktadır. Bu bölgelerde TDR programları sayesinde geniş tarım alanları ve doğal koruma bölgeleri yapılaşmadan korunmuş; kentsel gelişim ise altyapı kapasitesi yüksek alanlara yönlendirilmiştir. Ancak uygulamada piyasa dalgalanmaları, değerleme farklılıkları ve hakların mülkiyet hukukundaki niteliği gibi konular zaman zaman hukuki tartışmalara da yol açmıştır (Aynural, 2020).
ABD hukukunda imar hakkı aktarımı, mülkiyet hakkının tamamen ortadan kaldırılması değil, kamu yararı doğrultusunda yeniden düzenlenmesi olarak değerlendirilmektedir. Buna rağmen, imar haklarının ekonomik bir varlık haline gelmesi, mülkiyet hakkının kapsamı ve sınırları bakımından doktrinde ve yargı kararlarında tartışılmaya devam etmektedir (Aynural, 2020).
Avrupa Ülkeleri Modeli
Avrupa ülkelerinde imar hakkı aktarımı uygulamaları, Amerika Birleşik Devletleri’ne kıyasla daha plan odaklı ve kamu denetiminin güçlü olduğu bir çerçevede yürütülmektedir. Avrupa planlama sistemlerinde TDR uygulamaları genellikle tarihi ve kültürel miras alanlarının korunması, kentsel dönüşüm projeleri ve kontrollü yoğunluk artışı sağlanması amacıyla kullanılmaktadır (Yeşil ve Demir, 2021).
Avrupa modelinde gönderici ve alıcı alanlar çoğunlukla üst ölçekli plan kararlarıyla belirlenmekte ve hak transferi süreci kamu otoritelerinin yönlendirmesi altında gerçekleştirilmektedir. Bu yaklaşım, piyasa temelli uygulamalara kıyasla daha kontrollü bir sistem oluşturmayı ve mekânsal planlama ilkelerinin korunmasını amaçlamaktadır (Niron, 2024).
İtalya ve Hollanda, Avrupa’da imar hakkı aktarımının öne çıkan uygulama örnekleri arasında yer almaktadır. İtalya’da yoğunluk transferi uygulamaları, özellikle kentsel dönüşüm ve tarihi dokunun korunması süreçlerinde kullanılmaktadır. Hollanda’da ise TDR uygulamaları, sürdürülebilir arazi kullanımı ve çevresel koruma politikaları ile bütünleşmiş planlama araçları arasında yer almaktadır (Niron, 2024).
Avrupa yaklaşımında imar hakkı aktarımı, serbest piyasa mekanizmasına bırakılan bir sistem olmaktan ziyade, kamu yararı ve mekânsal denge hedefleri doğrultusunda yönetilen hibrit bir planlama aracı olarak değerlendirilmektedir. Bu model, spekülasyon riskini azaltmayı hedeflese de uygulama süreçlerinin bürokratik açıdan daha karmaşık hale gelmesine neden olabilmektedir (Böke, 2020).
Avustralya ve Asya Ülkeleri Modeli
Avustralya ve Asya ülkelerinde imar hakkı aktarımı uygulamaları, çevresel sürdürülebilirlik ve yoğun kentleşme sorunlarına çözüm üretmeye yönelik planlama araçları olarak geliştirilmiştir. Bu bölgelerde TDR uygulamaları, özellikle kıyı alanlarının, doğal ekosistemlerin ve afet riski taşıyan bölgelerin korunması amacıyla kullanılmaktadır (Niron, 2024).
Avustralya’da imar hakkı aktarımı, çevresel koruma politikalarıyla bütünleşmiş bir planlama aracı olarak uygulanmaktadır. Özellikle kıyı bölgeleri ve doğal yaşam alanlarında yapılaşma baskısını azaltmak amacıyla gönderici alanlar belirlenmekte; yapılaşma hakkı ise altyapı kapasitesi uygun gelişim bölgelerine yönlendirilmektedir. Bu model, sürdürülebilir arazi kullanımı ve doğal kaynakların korunması açısından önemli sonuçlar üretmiştir (Böke, 2020).
Asya ülkelerinde ise TDR uygulamaları çoğunlukla yüksek nüfus yoğunluğu ve sınırlı arazi kaynakları nedeniyle ortaya çıkmıştır. Hong Kong ve Japonya gibi kentlerde, imar hakları yoğun kentleşme baskısını dengelemek amacıyla kullanılmakta; yapılaşma kapasitesi, ulaşım altyapısı ve kentsel gelişim stratejileriyle birlikte değerlendirilmektedir. Bu uygulamalar, imar hakkı aktarımının yalnızca koruma aracı değil, aynı zamanda dikey kentleşmeyi yönlendiren planlama mekanizması olarak da kullanılabileceğini göstermektedir (Niron, 2024).
Avustralya ve Asya modelleri genel olarak değerlendirildiğinde, TDR uygulamalarının çevresel koruma, afet risk yönetimi ve yoğun kentleşme sorunlarına uyarlanmış esnek planlama araçları olarak geliştiği görülmektedir. Bu yaklaşım, imar hakkı aktarımının farklı planlama sistemlerine uyarlanabilen çok yönlü bir araç olduğunu ortaya koymaktadır (Böke, 2020).
Dünya Uygulamalarının Karşılaştırmalı Analizi
İmar hakkı aktarımı uygulamaları dünya genelinde benzer amaçlarla geliştirilmiş olsa da ülkelerin planlama sistemleri, mülkiyet anlayışları ve piyasa yapıları doğrultusunda farklı modeller ortaya çıkmıştır. ABD, Avrupa ve Asya uygulamaları incelendiğinde, sistemin temel mantığı ortak olsa da uygulama yöntemlerinin önemli ölçüde farklılaştığı görülmektedir.
Amerika Birleşik Devletleri’nde imar hakkı aktarımı büyük ölçüde piyasa mekanizmasına dayalı olarak uygulanmaktadır. Yerel yönetimler planlama çerçevesini belirlerken, imar haklarının transferi çoğu zaman yatırımcılar ve mülk sahipleri arasında gerçekleşmektedir. Bu model, esnek ve hızlı işlem yapabilme avantajı sağlarken, piyasa dalgalanmalarına bağlı belirsizlikleri de beraberinde getirebilmektedir (Böke, 2020).
Avrupa ülkelerinde ise imar hakkı aktarımı daha kontrollü ve plan odaklı bir sistem içerisinde yürütülmektedir. Gönderici ve alıcı alanlar çoğunlukla üst ölçekli planlarla belirlenmekte ve transfer süreçleri kamu otoriteleri tarafından yönlendirilmektedir. Bu yaklaşım, mekânsal planlama disiplininin korunmasını ve spekülasyon riskinin azaltılmasını hedeflemektedir. Ancak kamu kontrolünün yüksek olması, uygulama süreçlerinin daha yavaş ve bürokratik hale gelmesine neden olabilmektedir (Niron, 2024).
Avustralya ve Asya ülkelerinde ise imar hakkı aktarımı, çevresel koruma ve yoğun kentleşme sorunlarına uyarlanmış daha esnek modellerle uygulanmaktadır. Bu bölgelerde TDR uygulamaları, afet risklerinin azaltılması, sürdürülebilir arazi kullanımı ve dikey kentleşmenin planlanması gibi hedeflerle bütünleşmiş durumdadır (Böke, 2020).
Uluslararası uygulamalar karşılaştırıldığında, imar hakkı aktarımının başarısının üç temel faktöre bağlı olduğu görülmektedir. Bunlar;
- Plan kararlarının açık ve öngörülebilir olması,
- Güvenilir değerleme mekanizmalarının oluşturulması ve
- Piyasa ile kamu otoritesi arasındaki dengenin doğru kurulmasıdır.
Bu unsurların sağlanamadığı durumlarda, TDR uygulamalarının spekülasyon, altyapı yetersizliği veya mülkiyet uyuşmazlıkları gibi sorunlara yol açabildiği uluslararası literatürde sıkça vurgulanmaktadır (Yeşil ve Demir, 2021).
Bu karşılaştırmalı değerlendirme, imar hakkı aktarımının tek tip bir uygulama modeli olmadığını, aksine her ülkenin planlama sistemi ve kentleşme dinamikleri doğrultusunda farklı biçimlerde şekillendiğini göstermektedir. Bu durum, yöntemin Türkiye’de uygulanmasında uluslararası deneyimlerin dikkatle analiz edilmesi gerektiğini ortaya koymaktadır.

Sonuç ve Değerlendirme
İmar hakkı aktarımı (TDR), dünya uygulamalarında incelendiğinde yalnızca mülkiyet hakkının telafisine yönelik teknik bir araç değil; kentlerin gelişim yönünü bilinçli biçimde şekillendiren stratejik bir planlama mekanizması olarak karşımıza çıkmaktadır. Özellikle Amerika Birleşik Devletleri ve Avrupa ülkelerinde uygulamanın başarısı, güçlü bir planlama altyapısına ve açık koruma politikalarına dayanmasından kaynaklanmaktadır.
ABD modelinde sistem, çoğu zaman piyasa temelli çalışsa da gönderici ve alıcı alanların plan bütünlüğü içerisinde belirlenmiş olması esastır. Avrupa yaklaşımında ise kamu otoritesinin yönlendirici rolü daha belirgindir. Özellikle tarihi kent merkezlerinde yapılaşma yoğunluğu bilinçli biçimde sınırlandırılırken, bu yoğunluk hakkı altyapı kapasitesi uygun ve planla öngörülmüş gelişim alanlarına aktarılmaktadır. Böylece:
- Tarihi dokunun korunması teşvik edilmekte,
- Mülk sahiplerinin ekonomik kaybı telafi edilmekte,
- Planın bütüncül ve eşitlikçi yaklaşımı korunmakta,
- Kentsel gelişim kontrollü biçimde yönlendirilmektedir.
Bu sistemlerde temel amaç, “herkese eşit kat hakkı vermek” değil; plan kararları doğrultusunda mekânsal adaleti sağlamaktır. Zira planlama disiplini, her parselin aynı yoğunluk ya da aynı kullanım kararına sahip olmasını gerektirmez. Bir bölgede iki kat, başka bir bölgede dört kat öngörülmesi; bir alanda ticaret, diğerinde konut fonksiyonu tanımlanması, planın bütüncül kurgusunun sonucudur. Bu farklılıklar, çoğu zaman ulaşım bağlantıları, altyapı kapasitesi, çevresel eşikler, kentsel gelişim yönü ve ekonomik potansiyel gibi nesnel planlama kriterlerine dayanır. Dolayısıyla bu durum tek başına bir “hak kaybı” ya da “eşitsizlik” anlamına gelmez.
Aynı şekilde, bir taşınmazın plan kararıyla yapılaşma hakkı kazanması, düzenleme ortaklık payı kesintileri yapılsa dahi, çoğu durumda önemli bir değer artışı yaratmaktadır. Planlama süreci, mutlak eşitlik değil; kentin bütününe ilişkin mekânsal denge ve kamu yararı üretmeyi amaçlar. Bu nedenle plan kararları bireysel kıyaslamalar üzerinden değil, kentin gelişim stratejisi ve bütüncül plan yaklaşımı üzerinden değerlendirilmelidir.
Bu çerçevede Türkiye’de 2025 yılında yürürlüğe giren imar hakkı aktarımı düzenlemesine bakıldığında, uygulamanın hangi temel planlama ihtiyacından doğduğu hususunda bazı soru işaretleri bulunmaktadır. Uluslararası örneklerde sistem; açık biçimde tanımlanmış koruma alanları, güçlü üst ölçekli plan kararları ve net yoğunluk stratejileri üzerine kuruludur. Türkiye’de ise mevcut düzenlemede, aktarımın hangi koruma politikasıyla sistematik biçimde ilişkilendirileceği, gönderici ve alıcı alanların hangi mekânsal strateji doğrultusunda belirleneceği ve uygulamanın hangi plan bütünlüğü içinde işleyeceği henüz yeterince netleşmemiş görünmektedir
Bu durum, imar hakkı aktarımının planlama aracı olmaktan ziyade, parsel bazlı yoğunluk beklentilerini karşılamaya yönelik bir mekanizmaya dönüşme riskini barındırmaktadır. Oysa uluslararası deneyimler göstermektedir ki TDR, “bana iki kat verildi, ona dört kat verildi” yaklaşımıyla işletilemez. Plan kararları kişisel kıyaslar üzerinden değil, kentin bütünü ve uzun vadeli gelişim stratejisi üzerinden değerlendirilir. Her parselin eşit yoğunluk hakkına sahip olması gerektiği düşüncesi, planlama disiplininin temel mantığıyla bağdaşmamaktadır.
Avrupa yaklaşımının şehircilik bilimi açısından daha sağlıklı görülmesinin nedeni de burada yatmaktadır. Sistem, yoğunluk artışını rastlantısal veya talebe bağlı değil; altyapı kapasitesi, ulaşım sistemi, çevresel eşikler ve kültürel miras değerleri doğrultusunda yönlendirmektedir. Koruma alanlarında kısıtlanan haklar, gerçekten planla belirlenmiş gelişim bölgelerine aktarılmakta; böylece hem kamu yararı hem mülkiyet hakkı dengeli biçimde korunmaktadır.
Türkiye’de ise imar hakkı aktarımının başarılı olabilmesi için;
- Açık ve güçlü bir koruma politikasıyla ilişkilendirilmesi,
- Üst ölçekli plan kararlarıyla bütünleştirilmesi,
- Alıcı alanların altyapı ve sosyal donatı kapasitesi açısından net biçimde tanımlanması,
- Spekülatif beklentileri değil, plan bütünlüğünü esas alan bir uygulama kültürünün oluşturulması gerekmektedir.
Sonuç olarak, imar hakkı aktarımı doğru kurgulandığında kentler için güçlü bir araçtır. Ancak bu aracın başarısı, yalnızca hukuki düzenlemeye değil; arkasındaki şehircilik vizyonuna bağlıdır. Uluslararası örnekler, plan bütünlüğü ve koruma temelli yaklaşımın sistemin sürdürülebilirliği açısından belirleyici olduğunu göstermektedir. Türkiye’de ise mevcut düzenleme önemli bir başlangıç olmakla birlikte, uygulamanın hangi planlama felsefesi üzerine oturacağı ve gerçekten kamu yararı odaklı bir mekanizma haline gelip gelemeyeceği, önümüzdeki süreçte şekillenecektir.
Kaynakça
- Böke, V. 2020. İmar Hakkı Aktarımı Ve Türkiye’de Uygulanabilirliğinin Değerlendirilmesi. Doktora Tezi, Ankara Üniversitesi Fen Bilimleri Enstitüsü.
- Mataracı, O., Haznedar, H., Şahin, N., & Bayraktar, Ş. 2017. Kentsel Dönüşümde Alternatif Bir Yöntem: İmar Hakkı Transferi. Türkiye Harita Kurultayı Bildirisi, TMMOB Harita ve Kadastro Mühendisleri Odası.
- Niron, S. 2024. Yenilikçi Bir Araç: İmar Hakkı Transferi. İstanbul Büyükşehir Belediyesi Yayınları.
- Yeşil, S., & Demir, H. 2021. İmar Hakkı Aktarımı Yönteminin Türkiye’de Uygulanabilirliğinin Değerlendirilmesi. The Journal of Academic Social Science, Cilt/Sayı: 9/ 113, Sayfa: 402-419.
- Aynural, M. S. 2020. İmar Hakkı Transferinin Hukuki Rejimi. Yüksek Lisans Tezi, İstanbul Üniversitesi.






