İçindekiler
İklim değişikliği, kentsel yaşamı büyük ölçüde etkileyen küresel bir olaydır. Küresel ısınma; deniz seviyelerinin yükselmesine, sel, kuraklık ve fırtına gibi aşırı hava olaylarının sayısının ve şiddeti ve sıklığının artmasına, tropikal hastalıkların yayılmasına neden olmaktadır. Tüm bunların da şehirlerin; temel hizmetleri, altyapısı, konutları, insan geçim kaynakları ve sağlığı üzerinde maddi etkileri vardır. Aynı zamanda, kentsel faaliyetler sera gazı emisyonlarının başlıca kaynakları olduğundan, şehirler iklim değişikliğinde önemli bir role sahiptir. Uzun vade tahminler, kentsel alanların küresel CO2 emisyonlarının yüzde 70’inden sorumlu olduğunu, ulaşım ve binaların da buna en çok katkıda bulunanlar arasında yer aldığını göstermektedir (IPCC, 2022).
Bu duruma karşı, yalnızca küresel, bölgesel, ulusal ve yerel düzeylerde koordineli bir yaklaşım ve eylemle başarı elde edilebilir. Bu nedenle şehirleri iklim değişikliğiyle mücadelede çözümün ayrılmaz bir parçası hâline getirmek esastır. Birçok şehir; yenilenebilir enerji kaynakları, daha temiz üretim teknikleri ve endüstriyel emisyonları sınırlamak için düzenlemeler veya teşvikler kullanarak hâlihazırda aksiyon alıyor. Emisyonları azaltmak ayrıca endüstrilerden ve ulaşımdan kaynaklanan yerel kirliliği azaltacak, böylece kentsel hava kalitesini ve şehir sakinlerinin sağlığını iyileştirecektir.
UNEP (United Nations Environment Programme – Birleşmiş Milletler Çevre Programı) bu anlamda ortaklarla iş birliği yaparak, ulusal ve yerel hükûmetlere farkındalık yaratarak, atölyeler ve eğitimler düzenleyerek, değerlendirme araçları geliştirerek ve şehirleri iklim değişikliğiyle ilgili uluslararası toplantılara dâhil ederek yardımcı olmaktadır.

Günümüz dünyasında şehirlerde yaşayan nüfus kırsalda yaşayan nüfustan çok daha fazladır. Şehirler öncelikli kirlilik ve gürültü kaynağıdır. Hava kalitesinin bozulması ve kentsel ısı adası etkisi kentsel gelişimin en bilinen sonuçlarından bazılarıdır.
Yeşil Altyapılar, Şehirlerin İklim Değişikliğine Uyumuna Yardımcı Olabilir
Şehirlerin iklim değişikliğine uyum ve adaptasyonu, bu yüzyılda şehir plancılarının karşılaşacağı en büyük zorluklardan biri olarak ortaya çıkmaktadır. Kentsel yeşil altyapılar şehirlerin iklim değişikliğine uyum sağlamasına yardımcı olabilir ve kentsel planlamada yeşillendirmenin genişletilmesi stratejisi, şehirlerin ve toplulukların sürdürülebilirliğini ve dayanıklılığını artırmada önemli bir rol oynayabilir. Birçok bilimsel çalışma, kentsel yeşil altyapıların kentsel alanlarda iklim değişikliğinin azaltılması ve adaptasyonuna olan faydalarını ve kentsel alanların çevresel, sosyal ve ekonomik ihtiyaçları karşılamak için önemli bir kentsel planlama aracı olduğunu göstermiştir.
İklim değişikliğine ve bunun toplum ile çevre üzerindeki etkilerine karşı eylemler ikiye ayrılır: Bunlardan biri küresel ısınmadan sorumlu iklimi değiştiren gazların (sera) emisyonlarını kademeli olarak azaltmak için çevresel, sosyal ve ekonomik sistemlerin kırılganlığını azaltmak ile iklim dayanıklılığı kapasitelerini artırmak için uyumdur.
“Birçok uyum ve azaltma seçeneği iklim değişikliğiyle başa çıkmaya yardımcı olabilir ancak hiçbir seçenek tek başına yeterli değildir. Etkili uygulama, tüm ölçeklerde politikalara ve iş birliğine bağlıdır. Azaltma ve uyum diğer toplumsal hedeflerle ilişkilendiren entegre yanıtlar yoluyla geliştirilebilir” [1].
İklim değişikliğine yol açan emisyonları azaltmayı amaçlayan planlama ve planlama tercihlerinin bütünleşik etkilerinin değerlendirilmesi, “Dünyamızı Dönüştürmek: Sürdürülebilir Kalkınma için 2030 Gündemi [2]” adlı belgede öncelikli bir temadır.
2030 gündemi, önümüzdeki 15 yıl içinde ulaşılması gereken 17 sürdürülebilir kalkınma hedefi (SKH) ve 169 hedef belirler. Hedef 11, sürdürülebilir şehirler ve topluluklar, özellikle kentsel sistemlere adanmıştır ve iddialı amacı “şehirleri ve insan yerleşimlerini kapsayıcı, güvenli, dayanıklı ve sürdürülebilir kılmaktır.”

Kentleşmenin İnsan Sağlığı ve Çevre Kalitesi Üzerindeki Etkileri
Kentsel alanlarda yaşayan insanların yüzdesi 2010’daki %50,0’dan 2150’ye kadar yaklaşık %70,0’a yükselecektir [3]. Tarihte ilk kez şehirlerde yaşayan nüfus kırsalda veya yerleşim merkezlerinin dışında yaşayan nüfusu geçmiştir. Şehirler, kirliliğin öncelikli kaynağı olarak kabul edilmektedir. Enerji tüketiminin çoğu, sosyal, çevresel ve ekonomik açılardan sürdürülebilir kaynakları yönetmek ve vatandaşlarının yaşam kalitesini iyileştirmek için en büyük çabayı göstermek zorunda olan şehirlerle bağlantılıdır.
Şehirlerdeki sıcak hava dalgaları, özellikle yaşlılar ve çocuklar olmak üzere en savunmasız vatandaşlar için ciddi rahatsızlıklar yaratmaktadır. Kentsel sosyo – ekolojik sistemler, yüksek nüfus yoğunluğu, arazi kullanımında kapsamlı bir değişiklik ve yerel olarak doğrudan bulunmayan doğal kaynakların kullanımı ile karakterize edilir. Dünyanın birçok bölgesinde kentleşme süreçleri hızla ilerlemekte, toprağın mühürlenmesine ve işlevleriyle kalitesinin azalmasına neden olmaktadır. Kentleşmenin insan sağlığı ve çevre kalitesi üzerindeki etkisi açısından en önemli sonuçlarından biri “kentsel ısı adası” (KIA) etkisidir (kentlerin çevredeki kırsal alanlardan daha sıcak görünmesi olgusu). İklim değişikliğinin, özellikle Akdeniz Havzası gibi yaz kuraklığı dönemleriyle karakterize edilen sıcak bölgelerde, KIA’nın kapsamını büyük ölçüde kötüleştireceği tahmin edilmektedir.
Kentsel Yeşil Alanların Bakımı Neden Önemli?
Yeşil altyapıların iyileştirilmesi yoluyla kentsel ve kent çevresi ormanları ile sokak ağaçlarının korunması, iyileştirilmesi ve artırılması, ekosistem hizmetlerine yönelik talep alanlarının yani doğanın insana sağladığı mal ve hizmetleri temsil eden kentsel alanların sürdürülebilir kalkınması için temel öneme sahiptir.
Kentsel yeşil alanların bakımı, IPCC (Intergovernmental Panel on Climate Change – Hükûmetlerarası İklim Değişikliği Paneli) (2014) [1] tarafından önerilen yaklaşımlardan biridir (iklim değişikliği riskinin adaptasyon ile özellikle de “düşük pişmanlık” önlemleri içeren geliştirme, planlama ve uygulamalarla kırılganlığın ve maruziyetin azaltılması yoluyla yönetilmesi için yani iklim değişikliği olmadığında bile faydalar üreten ve adaptasyon maliyetlerinin eylemin faydalarına kıyasla nispeten düşük olduğu önlemler).
Son olarak, kentsel yeşil alanların bakımı, BM Gündemi 2030’un SDG 11’i (Sürdürülebilir Şehirler ve Topluluklar) tarafından önerilen yaklaşımlardan biridir [2]. 2030 SKG (Sürdürülebilir Kalkınma Gündemi), “insanlar, gezegen ve refah” için bir eylem planıdır. Aynı zamanda daha geniş bir özgürlük içinde evrensel barışı güçlendirmeyi amaçlar. Bu gündem, Birleşmiş Milletler Genel Kurulu tarafından 21 Ekim 2015’te yayınlanmıştır. Son zamanlardaki düşünceye göre, SKG’ler daha büyük kentsel sürdürülebilirlik ve dayanıklılık elde etmek için geleneksel “gri” altyapı ile birleştirildiğinde yerel yönetimde ‘en iyi uygulamalar’ olarak tanımlanmıştır. Dahası, SKG’ler, iklim değişikliğinin ortaya çıkan ve geri döndürülemez etkilerine uyum sağlamadaki değerleri nedeniyle tanınmaktadır. Ek olarak bazı yerel yönetimler, özellikle stratejiler birden fazla başka faydayla sonuçlanırsa, SKG’leri bir iklim değişikliği uyum önlemi olarak benimsemiştir. Gerçekten de iklim değişikliğine uyumun ekolojik, ekonomik ve sosyal boyutları da olduğu görülmektedir [3].
Dört Avrupalı vatandaştan üçü için iklim değişikliği çok ciddi bir sorundur. İklimde gözlemlenen değişiklikler hâlihazırda Avrupa’daki ekosistemler, ekonomik sektörler, insan sağlığı ve refah üzerinde geniş kapsamlı etkilere sahiptir. Genel olarak 1980 – 2016 döneminde Avrupa’da meteorolojik ve diğer aşırı iklimle ilgili olaylar nedeniyle kaydedilen ekonomik kayıplar 436 milyar avroyu aştı. Bu anlamda en büyük kayıplar endüstri, ulaşım ve enerji sektörlerinde olacaktır (CE, COM (2018), 738 final).
Kentsel Yönetim ve Planlama Yeniden Düşünülmelidir
Kentler, çeşitli düzeylerde gerekli olan yasa ve hükümleri benimsemenin yanı sıra kentsel alanlarda en iyi yaşam kalitesini sağlamak için önemli bir role sahip olacaktır. İklim etkisi, yenilikçi çözümlerin kullanılmasını ve kentsel yönetim ve planlamanın yeniden düşünülmesini gerektirir [4]. Yeni kentsel ve bölgesel yapılar, düşük enerji tüketimli binalar ve altyapılar, yeşil alanlar ve ileri teknolojilerin benimsenmesi, sera gazı emisyonlarını ve yerel kirliliği azaltır, iklim değişikliğine uyumu teşvik eder, ailelerin ve işletmelerin enerji maliyetlerini düşürür ve şehirlerin iklimini iyileştirir.
Coğrafi Bilgi Sistemleri (CBS) ve kentsel planlamaya entegrasyonu, mikro iklimi iyileştirmek ve iklim değişikliğinin etkileriyle ve özellikle kentsel KIA etkisiyle yüzleşmek için en uygun ve etkili yollardan biri olarak görünmektedir. Coğrafi bilgi stratejileri arasında yeşil çatılar, yeşil duvarlar, kent ormanı, biyolojik hendekler, yağmur bahçeleri, kentsel tarım (kent bahçeleri; topluluk bahçeciliği, kolektif yeşil alan, kent çevresi tarımı, tarım parkları), nehir parkları, yerel ürün pazarları, inşa edilmiş sulak alanları, alternatif enerji çiftlikleri ve doğa koruma alanları yer almaktadır ve bunlar en yaygın olanlardır (Şekil 1).

Yeşil Altyapılar, Avrupa Birliği (AB) tanımına göre şöyle ifade ediliyor: “… stratejik düzeyde diğer çevresel unsurlarla birlikte planlanan, geniş bir ekosistem hizmetleri yelpazesi sağlayacak şekilde tasarlanan ve yönetilen doğal ve yarı doğal alan ağlarıdır. Buna yeşil (veya su ekosistemleri durumunda mavi) ve karadaki (kıyı alanları dâhil) ve deniz alanlarındaki diğer fiziksel unsurlar dâhildir. Anakarada, yeşil altyapılar kırsal ve kentsel bağlamda mevcuttur” [6].
AB’de, coğrafi bilgi stratejileri terimi ilk olarak 2009 komisyon beyaz bülteni “İklim Değişikliğine Uyum Sağlama” başlığında tanıtıldı [7]. AB’nin tüm normatif eylemlerinde, “Yeşil Altyapılar” terimi, ekolojik bağlantıya özel vurgu yapılarak, peyzaj kaynaklarıyla bağlantılı olarak kullanılır. Buna karşılık, Avrupa Çevre Ajansı (AÇA) ve diğer Avrupa programları, kentsel çevreden veya diğer ilgili konulardan bahsederken “yeşil alanlar”, “yeşil sistemler” veya “yeşil yapı” terimlerini kullanmayı tercih eder [8, 9].
AB Coğrafi Bilgi Stratejisi’nin Hedefleri
AB Coğrafi Bilgi Stratejisi’nin (2013) [6] hedefleri şunlardır:
- Doğal ve yarı doğal alanlar arasındaki mekânsal ve işlevsel bağlantıyı artırarak, manzara geçirgenliğini iyileştirerek ve parçalanmayı azaltarak biyolojik çeşitliliği geliştirmek, korumak ve eski hâline getirmek.
- Çoklu ekosistem ve kültürel hizmetlerin sunulmasını sağlamak amacıyla ekosistemlerin iyi işleyişini sürdürmek, güçlendirmek ve uygun olan durumlarda yeniden sağlamak.
- Ekosistem hizmetlerinin ekonomik değerini kabul etmek ve işlevselliğini güçlendirerek değerini artırmak.
- Doğa ve biyolojik çeşitlilikle sosyal ve kültürel bağı güçlendirmek, ekosistem hizmetlerinin ekonomik değerini kabul etmek ve artırmak ve yerel paydaşlar ile toplulukların bunları sunmaları için teşvikler yaratmak.
- Kentsel yayılmayı ve bunun biyolojik çeşitlilik, ekosistem hizmetleri ve insan yaşam koşulları üzerindeki olumsuz etkilerini en aza indirmek.
- İklim değişikliğini hafifletmek ve uyum sağlamak, dayanıklılığı artırmak sel, su kıtlığı, kuraklık, kıyı erozyonu, orman yangınları, heyelanlar ve çığlar ile kentsel ısı adaları gibi doğal afet risklerine karşı kırılganlığı azaltmak.
- Kentlerin sınırlı toprak kaynaklarını en iyi şekilde değerlendirmek.
- Sağlıklı bir yaşama, daha iyi yaşam alanlarına katkıda bulunmak, açık alanlar ve rekreasyon olanakları sağlamak, kentsel – kırsal bağlantıları artırmak, sürdürülebilir ulaşım sistemlerine katkıda bulunmak ve topluluk duygusunu güçlendirmek [10].
Birçok bilimsel çalışma, kentsel yeşil alanlar ile iklim koşulları üzerindeki etkiler ve ısı adası etkilerinin azaltılması arasında önemli bağlantılar olduğunu göstermektedir. Parklar ve ağaçlar gölgelik alanlar sunarak havayı serinletmeye yardımcı olur ve güneş radyasyonundan korur. Yeşil yüzeyler ayrıca bir ısı emme etkisine ve beton veya asfalt yüzeylerle karşılaştırıldığında daha düşük termal atalete sahiptir. Binaların cephelerine ve çatılarına bitki örtüsünün entegre edilmesi, iç sıcaklıkların dengelenmesine yardımcı olur.
Kaynakça:
- Intergovernmental Panel on Climate Change (IPCC). Climate Change 2014; Contribution of Working Groups I, II and III to the Fifth Assessment Report of the Intergovernmental Panel on Climate Change; Core Writing Team, Pachauri, R.K., Meyer, L.A., Eds.; IPCC: Geneva, Switzerland, 2014; p. 151.
- United Nations. Transforming our World: The 2030 Agenda for Sustainable Development; United Nations: New York, NY, USA, 2015.
- United Nations. Revision of the World Urbanization Prospects; United Nations: New York, NY, USA, 2018.
- Sturiale, L; Scuderi, A. The evaluation of green investments in urban areas: A proposal of an eco-social-green model of the city. Sustainability2018, 10, 4541.
- European Commission. The Forms and the Functions of the Green Infrastructures; European Commission/Envrinmental: Brussels, Belgium, 2016.
- Environment Directorate-General for the Environment. Communication from the commission to the European Parliament, the Council, the European Economic and Social Committee and the Committee of the Regions Green Infrastructure (GI)—Enhancing Europe’s Natural Capital; Environment Directorate-General for the Environment: Bruxelles, Belgium, 2013.
- 2009 WHITE PAPER Adapting to Climate Change: Towards a EUROPEAN Framework for Action; COM 2009 147/4; EU: Brussels, Belgium, 2009.
- Green Infrastructure and Territorial Cohesion. The Concept of Green Infrastructure and its Integration into Policies Using Monitoring Systems; Technical Report no. 18/2011; European Environment Agency: Copenhagen, Denmark, 2011.
- Werguin, A.C.; Duhem, B.; Lindholm, G.; Oppermann, B.; Pauleit, S.; Tjallingi, S. (Eds.) Green Structure and Urban Planning; Final Report, COST Action, No. C11; Office for Official Publications of the European Communities: Luxembourg, 2005.
- DG Environmental New Alerts Services. The Multifunctionality of the Green Infrastructures; In-Depth Report; DG Environmental New Alerts Services: Bruxelles, Belgium, 2012






