İçindekiler
Türkiye’nin ilk İklim Kanunu yürürlüğe girdi. Peki İklim Kanunu nedir? İklim değişikliği kaynaklı krizlerin ve zararların olumsuz etkilerini en aza indirmeyi hedefleyen yasal bir düzenleme. İklime dirençli şehirlerin oluşturulması ve afet risklerinin azaltılmasında kritik bir öneme sahip olan bu kanunun yürürlüğe girmesi ile kentlerin planlamasına da bu gözle bakmak, hatta şehir planlaması açısından iklim krizini önceliklendirmek artık şart oldu. Çünkü bugünün şehirleri, dünden kalan planlarla yarını karşılayamaz…
İklim krizinin kentlerdeki etkilerini artık yalnızca teorik raporlardan değil, her geçen yıl daha da artan sel, fırtına, kuraklık ve ısı dalgalarıyla doğrudan yaşıyoruz. En basit ve en yakın örnek, son birkaç gündür şehirlerimizde artan sıcaklık ve nem. Eskişehir’de sıcaklığın Mersin ve Adana’yı bile geçmiş olması, iklim dengelerinin artık nasıl yerle bir olduğunun göstergesi…
Öyle ise kent planlamalarına, imar planlarına bir kez daha göz atmakta fayda var. Oysa alışılmış planlama anlayışları, bu yeni gerçekliğe cevap vermekte yetersiz kalıyor. Bir şehir plancısı olarak, iklim krizine karşı sadece bireysel değil, yapısal dönüşümün zorunluluğunu hatırlatmanın gerekliliğine inanıyorum.
Artık temel sorumuz şu: Mevcut şehir planlama anlayışı, iklim krizine uyumlu kentler tasarlamak için yeterli mi? Ya da daha doğrudan soralım: Bu meslek, bu krizle başa çıkmak için kendini dönüştürüyor mu?
Planlama Disiplini İklim Krizine Ne Kadar Hazır?
Geleneksel şehircilik, çoğu zaman büyümeye, ulaşım çözümlerine ve yapılaşmaya odaklandı. Ama artık bu perspektif yetersiz. Çünkü iklim krizi bir mekânsal krizdir ve mekânı yeniden kurgulamak, planlamanın işidir. Fakat üzülerek belirtmeliyim ki Türkiye’de planlama hâlâ çoğunlukla “parsel bazında imar planı” algısından kurtulabilmiş değil. Oysa artık ekosistem bazlı, çok katmanlı ve dirençli kentlere ihtiyacımız var.
Plan kararlarımızda mikro iklim etkilerini, toprağın geçirgenliğini, biyolojik çeşitliliği, karbon yutaklarını hesaba katmadan sürdürülebilirlikten söz etmek mümkün değil.

Yeni Nesil Kavramlar
Yeni nesil imar planlarının merkezine şu kavramlar yerleşmek zorunda:
Yeşil Altyapı
Altyapı kavramı genelde gri altyapı olarak ifade edilen yollar, kanalizasyon sistemleri ve elektrik hatları ile ya da sosyal altyapı olarak ifade edilen hastaneler, okullar ve cezaevleri ile bağdaştırılmaktadır. Geleneksel altyapı anlayışından farklı olarak yeşil altyapı (temiz hava, içme suyu, besin gibi) ekosistem hizmetleri olarak bilinen, yaşamsal öneme sahip kimi hizmetleri kamunun kullanıma sunmaktadır. Yani park değil, bir ekolojik ağdan söz ediyoruz. Yağmur suyunu yöneten, sıcaklıkları dengeleyen, yaşam alanı sağlayan bütünleşik yeşil sistemler. Yeşil altyapı yaklaşımı; sadece doğal yaşam ortamlarını değil aynı zamanda kültürel yaşam ortamlarını, bölge, kent ve yerel ölçeklerde, peyzaj bütünlüğünü sistemli bir şekilde sağlamaya dayanmaktadır.
Geçirgen Zeminler
Kentte her alan betonla kaplanmak zorunda değil. Su toprağa ulaşabilmeli. Geçirgen yüzeyler sayesinde hem sellerin önüne geçilir hem yer altı suyu beslenir.
Mikro İklim Duyarlılığı
Mikro iklim nedir? Önce onu açıklayalım: Mikro iklim çevredeki alanlardan genellikle farklı olan yerel bir atmosfer koşulları kümesidir. Terim, birkaç metrekare veya daha küçük (örneğin bir bahçe yatağı, bir kayanın altı veya bir mağara) veya birkaç kilometrekare kadar büyük alanları ifade edebilir. Gölgelik alanlar, rüzgar koridorları, doğal havalandırma… Bunların hepsi bir planlama meselesidir. Kentin nefes alması gerekir.
Karbon Yutakları
Karbon yutağı, karbondioksiti atmosferden yutarak depolayan doğal veya insan yapımı sistemlerdir. Örneğin ormanlar en yaygın yutak türüdür. Ayrıca, toprak, turba, permafrost (sürekli donmuş) toprak tabakaları, okyanus suyu ve derin okyanustaki karbonat çökeltileri diğer yutak şekilleridir.
Sadece sanayi değil, şehirleşmenin kendisi de karbon salımının kaynağıdır. Planlamada korunan orman alanları, yeşil çatılar, su varlıkları artık kent içi karbon yutakları olarak değerlendirilmelidir. Bu arada son zamanlarda çıkan orman yangınlarının sadece yitip giden canlılar açısından değil, kentin karbon yutaklarının azalması açısından da canımızı yaktığını belirtmek isterim…
İklim Adaleti
Kırılgan gruplar (yaşlılar, çocuklar, düşük gelir grupları) iklim olaylarından daha fazla etkileniyor. Planlama artık yalnızca teknik değil, aynı zamanda sosyal bir adalet meselesidir. Bu sosyal adaleti sağlamak için de kırılgan grupları sakınan bir bakış açısına ihtiyaç bulunmaktadır.

Yönetmelik Değil, Yeni Bir Bakış Açısı
Ancak ne yazık ki iklimle uyumlu kentler, sadece birkaç yönetmelik maddesi değiştirmek suretiyle kurulamaz. Bu bir bakış açısı, bir zihniyet meselesidir. Planlama eğitiminden uygulama araçlarına kadar tüm sistemi gözden geçirmek gerekiyor. Meslek içi eğitimlerden, belediyelerin teknik kadrolarına kadar iklim farkındalığı yüksek bir planlama kültürünü acilen oluşturmak zorundayız.
Peki, İklimle Uyumlu Kentler Planlamak Mümkün mü?
Evet, mümkün. Ama ancak planlamayı yeniden tanımlarsak. Kenti yalnızca insanlar için değil, doğayla birlikte kurgulayan bir anlayışa geçersek. Yeni nesil imar planları, sadece fiziksel değil, aynı zamanda ekolojik ve etik bir zemine oturmalı.
İklim değişikliği artık kapıda değil; çoktan içeri girdi. O hâlde biz de planlamayı içeriden yeniden inşa etmeliyiz.






